İLİM VE İRFAN | Temmuz | 2019 | DİĞER YAZILAR | Okunma: 179
Büyük Tehlike:Riya ve Gösteriş
Dr. Kübra Zümrüt Orhan

İbadeti ve iyilikleri her türlü gösteriş ve çıkardan arındırarak yalnızca Allah için yapmayı ifade eden ihlas kavramının tam zıddı olan riya, Arapçada görmek anlamındaki re’y kökünden türemiştir. Riyanın kelime manası; gösteriş, samimiyetsizlik ve ikiyüzlülüktür. Ahlaki ve tasavvufi bir kavram olarak riya, çeşitli şekillerde tanımlanmaktadır: Allah’tan başkasının hoşnutluğunu kazanmak niyetiyle ibadetlerde ihlası terk etmek; Allah’a itaat eder görünerek kulların takdirini kazanmayı istemek; insanların takdirini kazanmak için ve gösteriş olsun diye iyilik yapmak; ibadeti Allah’tan başkası için yapmak gibi. Arapçada işitmek anlamına gelen sem‘ kökünden türemiş olan süm‘a da riyayla benzer anlam taşımakta olup; yapılan bir iyiliği övünme ve çıkar amacıyla başkalarına duyurmaya çalışma şeklinde tanımlanmaktadır.
İhlas, mü’minin temel vasfı olarak belirlenmiş, riya ise münafıklık alameti olarak zikredilmiştir. Nitekim Resulullah (sas), İslam’ın dört temel dayanağından biri olarak kabul edilen bir hadis-i şerifte; “Din samimiyettir –nasihat-.” (Müslim, İman, 1, 74) buyurmuştur. “Ameller niyetlere göredir.” (Buhari, Bedü’l-Vahy, 1) hadisi de bu dört temel dayanaktan bir diğeridir. Diğer iki hadis-i şerif şunlardır: “Kişinin malayaniyi terk etmesi güzel Müslüman olduğunu gösterir.”, “Sizden biri kendi nefsi için istediğini mü’min kardeşi için de istemedikçe gerçek mü’min olamaz.”

Evrensel Hikmet ve İzleriyle Hac
Prof. Dr. Ali Akpınar

Hac sözlükte; mutlak olarak niyet etmek, delille galip gelmek, ziyaret etmek anlamlarına gelir. Terim olarak belli zamanlarda belli yerleri ziyaret etmek, Mekke’yi kast eylemektir. Hristiyanlıkta çarmıh anlamına kullanılan ve Ermenice bir kelime olan haç ile bir alakası yoktur. Hac ibadetini yapana el-hac/hacı denir, çoğulu huccac olarak gelir. Hac, temeli Hazret-i İbrahim peygambere ve hatta Hazret-i Adem’e kadar uzanan tarihi bir ibadettir. Zira haccın kalbi sayılan Allah’ın evi Kabe, Hazret-i Adem tarafından yapılan yeryüzünün ilk mabedidir. Daha sonra yıkılan beyt, temelleri üzerine Hazret-i İbrahim ve oğlu Hazret-i İsmail tarafından yeniden yükseltilmiştir. “Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke’de, dünyalar için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe’dir.” (Al-i İmran, 96) “İbrahim ve İsmail, Kabe’nin temellerini yükseltiyordu.” (Bakara, 127)
Bir surenin de ismi olan hac kelimesi Kur’an’da dokuz kere, el-hac şeklinde, bir ayette hıccü’l-beyt şeklinde, bir ayette de el-hac şeklinde geçmiştir. Kullanımlarının tamamında kelimenin marife olması, haccın bilinen bir ibadet olduğuna işaret etmektedir. Buna göre hac, öteden beri uygulanagelen belli bir ibadettir.

Firavun’un Helakı ve Hazret-i Musa (as)
Dr. Mahmud Esad Erkaya

Peygamberler nübüvvet vazifeleri gereği toplumun her kesimiyle muhatap olan, onlardan gelecek her türlü tepkiye göğüs geren seçkin şahsiyetlerdir. Hiç şüphesiz onların tebliğleri karşısında en şiddetli direnç gösterenler nüfuz alanlarının daralmasını istemeyen izzet ve itibar sahibi hükümdarlar olmuştur. Hazret-i Musa’nın peygamberlikle görevlendirilmesinin ardından önündeki en çetin vazife de sarayında büyüme imkanı bulduğu Firavun’u imana çağırma görevi olacaktır. Rabbinden aldığı nübüvvet vazifesiyle Mısır’a varan Hazret-i Musa, kardeşi Hazret-i Harun ile birlikte Firavun’un huzuruna çıkarak peygamberliğini ilan eder. Hazret-i Musa, ona, “Ey Firavun! Ben âlemlerin Rabbi Allah tarafından gönderilmiş bir elçiyim. Bana düşen, Allah adına sırf hak ve hakikati söylemektir. Bakın, size Rabbinizden mucizeler getirdim. İsrailoğullarının benimle birlikte Mısır’dan çıkıp gitmelerine izin ver.” der.
Hazret-i Musa’nın bu sözleri üzerine Firavun öfkelenerek, “Biz seni küçük bir çocukken aramızda besleyip büyütmedik mi? Sen yıllarca bizim yanımızda kalmadın mı? Gerçi sonunda yapacağını da yapmış, bir adamımızın canına kıymıştın. Sen nankörün tekisin.” diye çıkışır.

Kıyamet Ne Zaman Kopacak?
Abdullah Taha Orhan

O tanımadığımız kişi [Cebrail Aleyhisselam], “Kıyamet ne zaman kopacak?” diye sordu.

Peygamber Efendimiz: “Kendisine soru sorulan, bu hususta sorandan daha bilgili değildir!” cevabını verdi. Adam:
“O halde alametlerini haber ver.” dedi. Resulullah Efendimiz:
“Annelerin, kendilerine cariye muamelesi yapacak çocuklar doğurması, yalın ayak, başıkabak, çıplak koyun çobanlarının, yüksek ve mükemmel binalar yapma hususunda birbirleriyle yarışmalarıdır.” buyurdular.
Adam kalkıp gitti. Ben bir süre öylece kalakaldım. Daha sonra Peygamber Efendimiz:
“Ey Ömer, soru soran kimdi, biliyor musun?” buyurdular. Ben:
“Allah ve Resulü daha iyi bilir.” dedim. Resulullah Efendimiz:
“O, Cebrail idi, size dininizi öğretmeye geldi.” buyurdular. (Müslim, İman 1, 5; Buhari, İman, 37) Bu satırlar meşhur Cibril hadisinin Hazret-i Ömer’in ağzından aktarımından alındı. Hadisin baş tarafı daha meşhur elbette. Bu kısımda Cebrail Aleyhisselam sırasıyla İslam, iman ve ihsanın ne olduğunu sorar Efendimize. Ardından bir anda kıyamete geçer. Vaktinin ne zaman olduğunu Efendimiz de bilmediğini ifade eder. Bu sefer de alametlerini sorar Cebrail Aleyhisselam. Burada üzerinde durup düşünmemiz gereken pek çok nokta var. Hadisin İslam, iman ve ihsan kısmıyla ilgili daha evvel çokça şeyler söylenmiş, üzerinde çokça düşünülmüş. Öyle ki bütün bir tasavvuf ilmi ve tarihi buradaki ihsan tanımı üzerine inşa edilmiş: “Allah’ı görüyormuşçasına ibadet etmek, zira sen O’nu (cc) görmesen de O (cc) seni görüyor.” Fıkhın alanının İslam, kelamın alanının iman, tasavvufun alanınınsa ihsan olduğu söylenmiş. Fakat ihsandan sonra neden kıyamete geçildiği üzerine bir literatür oluşmamış.

Veliler Çeşmesinden Akan Nur
Ahmet Edip Başaran

Sözlerin büyükleri aslında büyüklerin sözleridir. Sözün büyüklüğü ise cesamette değil ruhtadır. Büyükler iki kadim kaynağın membaında kurmuşlar cümlelerini: Kur’an ve sünnet. Onlar, dünyayı gözlerinde olabildiğince küçülterek ermişler o büyüklüğe. Biz onlara evliya diyoruz yani veliler. Sayıları da dokundukları ve dokudukları yüreklerin sayısı gibi belirsiz. İlahi sırların, hakikatin, dünyanın ve ahiretin Müslümanca bir tercümesini okuruz onlarda. İşaretleri, mecazları, dağlanmış yürekleri ve mahviyet duygularıyla hepsi tek başına bir medrese olmuş, insanlar o medreselerde yeni baştan kurmuşlar kendilerini. 1119/1220 tarihlerinde İran-Nişabur’da yaşayan meşhur mutasavvıf-şair Feridüddin Attar’ın Tezkiretü’l Evliya’sı işbu velilerin önde gelen şahsiyetlerini derli toplu anlatan ilk eserlerden biri. Selçuklu döneminden bugüne Anadolu’da ilgiyle okunan eser, Allah dostlarının hayatlarını menkıbelerle, nasihatlarla, ahlaki öğütlerle ve meşhur kıssalarla anlatan nadide bir nur çeşmesi gibidir adeta. Zaman ve şartlar ne denli değişirse değişsin insanın fıtratı hep aynı yerlerde dolaşır durur. Nefs mücadelesi, zenginlik, fakirlik, dostluk, düşmanlık, umut, korku vb. insanın şahsiyetini yoğuran bütün bu haller her zaman başlıca meselemiz olmuş. Dünya ve ahiret arasında gerili bir sırat köprüsünde yaşıyoruz adeta. Mesele bu dünyadaki sıratı geçebilmek değil midir aslında? Yoksa ahirete müteallik umutlarımızı neyle ve nasıl koruyabiliriz?

(Yazıların tamamı derginin Temmuz sayısında.)

GÜLBAHÇE ÇOCUK EKİ

İlim ve İrfan dergisi Gülbahçe Çocuk ekinde,
Arif Dede
Cesur Küçük
Melih Tuğtağ
Betül Nurata
Ahmet Demir
Seval Şahin Cevizci
Yazı ve çizgileriyle yer alıyor.

Milli ve dini hatıralarını her yıl canlandırmak, bütün haşmet ve ciddiyetleriyle kutlamak;...

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktır....

İlim ve İrfan dergisinin Kasım sayısı çıktı. ...

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016