İLİM VE İRFAN | Haziran | 2019 | DİĞER YAZILAR | Okunma: 153
Bayram Hakk’ın Halka İkramıdır
Dr. Kübra Zümrüt Orhan

Sevinç ve eğlence günü anlamına gelen bayram kelimesinin hangi kökten türediği ve hangi dile ait olduğu net olmasa da kelimenin aslının bez(m)ram şeklinde Farsça olması muhtemeldir. Buna göre bayram, Farsçada; yiyip içme, konuşup eğlenme meclisi anlamına gelen bezm kelimesiyle; hoş ve sevinçli manasındaki ram kelimesinden oluşmuş bir bileşik kelimedir. Bayramın karşılığı olarak Arapçada, ıyd/ el-‘ıyd kelimesi kullanılır. Bu kelimenin anlamı ise; adet halini alan sevinç ve keder, bir araya toplanma günüdür. Kelimenin aslının tekrar dönmek anlamı taşıyan ‘ıvd olduğu, bayram günleri her yıl yeni bir sevinçle dönüp geldiği için bu kökten türediği ifade edilir. Ramazan bayramının karşılığı olarak Arapçada, oruca son vermek anlamına gelen fıtr kelimesiyle birlikte ıydü’l-fıtr tamlaması kullanılır. Ramazan orucu hicretin ikinci yılında farz kılınmış, Ramazan bayramı da ilk defa bu sene kutlanmıştı. Aslında hem Ramazan hem de Kurban bayramı hicretin birinci yılında belirlenmiş fakat Peygamber Efendimizin Medine’ye varış tarihi 8 Rebiülevvel olduğundan o senenin Ramazan ve Zilhicce ayları geçmişti. Dolayısıyla her iki bayramın da kutlanmasına hicretin ikinci senesinde başlanmıştı. Bayramların belirlenmesini o dönemin çocuklarından olan Enes bin Malik (ra) şöyle anlatmaktadır: “Hazret-i Peygamber Medine’ye geldiğinde halkın eğlenceyle geçirdiği iki gün vardı. Hazret-i Peygamber, ‘Bu iki günün özelliği nedir?’ diye sordu. ‘Cahiliye döneminde o günlerde eğlenirdik.’ dediler. Bunun üzerine Resulullah şöyle buyurdu: Şüphesiz Allah sizin için o günleri onlardan daha hayırlı olan Kurban ve Fıtr bayramlarıyla değiştirdi.” Böylelikle Müslümanlar, kendilerini diğer inanç mensuplarından ayıran ve her biri bir ibadetle anılan iki bayrama kavuşmuş oldular. Her iki bayram da özel bir zaman dilimine aitti. Ramazan ayını oruç ve ibadetle geçiren Müslümanlar, bu ayın bitiminde sevinçle bayramlarını kutlamışlardı.

Hayatı Zamanla Programlamak
Dr. İbrahim Tozlu

Hazret-i Peygamberin hayat tarzı, bir ömrün planlı olarak ikame edilmesidir. Zira sünnet; izlenen yol, örnek alınan uygulamadır. Resul-i Ekremin yaşadığı yolun anbean takip edilmesi anlamına gelir. Bu yüzden Efendimizin her anı ümmeti için önemlidir. Yüce Allah, “Allah’ın Resulünde sizin için Allah’a ve ahiret gününe kavuşmayı uman, Allah’ı çok zikreden kimseler için güzel bir örnek vardır.” (Ahzap, 21) buyururken Efendimizi, en güzel örnek, üsve-i hasene olmakla tavsif etmiş, dünya ve ahirette O’nun (sas) örnekliğinde geçirilecek sürece dikkat çekmiştir. Bu örneklik, her ne kadar dünyada ise de ahiret âleminde karşılığını ebedi olarak bulacaktır. Rabbimiz Teala, “Ancak bize döndürüleceksiniz.” (Enbiya, 35) ayetiyle bu sonsuz ahiret hayatına işaret etmektedir. Bu bakımdan şu dünyada ömrün her anı sonsuzluk adına kıymetlidir. Ne var ki dünyada vakit hızla akıp gitmekte, sonsuz -ebedi- âlem ise hepimizi beklemektedir.

Zekat Temizler ve Bereketlendirir
Prof. Dr. Ali Akpınar

İslam’ın temellerinden biri olan zekat, temizleme ve artma anlamına gelir. Zekat vereni, alanı, malı ve toplumu temizleyen bir ibadettir. Aynı şekilde zekat malı bereketlendirir, zekat verenin Allah katındaki değerini artırır. Şöyle ki: Zekat, vereni temizler: Variyet sahibi zengin kişi, zekat vermekle bencillikten, dünyevileşmekten kendisini temizler. Zekat vermekle kalbi yumuşar, diğerkamlık duyguları harekete geçer, gönlü huzurla dolar.
Zekat, alanı temizler: Zekat almak durumunda kalan fakir, zenginleri kıskanmaktan ve onlara düşman olmaktan kendisini temizler. Ayrıca kanaatsizlikten, şükürsüzlükten arınmış olur.
Zengin ve fakir kişiler bilirler ki zenginlik ve fakirlik, şu dünya hayatının sınav sorularından biridir. Tıpkı sağlık ve hastalık gibi. Zengin variyetiyle sınanmaktadır, fakir yoksulluğuyla. Dolayısıyla zengin, zekatını vermekle bu sınavı başarma çabası içerisine girmektedir. Fakir de aldığı zekatla bu İlahi yasayı koyduğu için yüce Allah’a şükrederek, bu İlahi yasaya uyduğu için de zengin kardeşine teşekkür ederek bu sınavı kazanma gayreti içerisinde olmaktadır.

Kurucu Bir Alim: İmam Matüridi
Sami Bayrakçı

En genel ifadelerle Ehl-i sünnet mezheplerinin önde gelenlerinden Matüridiye mezhebinin kurucusu, müfessir ve fakih olarak tanımlayabileceğimiz İmam Matüridi, bugün Özbekistan sınırları içinde bulunan Semerkand şehrinde dünyaya gelmiştir. Hayatı hakkında kaynaklarda çok az bilgiye rastlanmaktadır. Biz bugün kendisini daha çok eserleri ve fikirleri üzerinden değerlendirebilme imkanına sahibiz.
Hanefi alimler tarafından; eş-şeyh el-imam ez-zahid reisü ehli’s-sünnet, imamü’l-hüda, imamü’l-mütekellimin ve musahhıhu akaidi’l-müslimin gibi unvanlarla anılmıştır.
Hicri 3-4, Miladi 10. yüzyılda yaşamış olan İmam’ın bir asra yaklaştığı tahmin edilen ömrü, Abbasilerin merkezi otoritelerinin oldukça zayıfladığı bir dönemde siyasi bakımdan hilafete bağlı müstakil beyliklerden biri olan Samanoğulları dönemine tekabül etmektedir. H. 333, Miladi 944 yılında vefat eden ve Türk olduğuna dair genel bir kabulün bulunduğu İmam Matüridi’nin mezar taşına, Hakim es-Semerkandi, şu ifadeleri yazdırmıştır: “Bu, her şeyini ilme adayan ve ilmin yayılıp gelişmesine harcayan bu sebeple eserleri övülen, ömrünün meyvelerini toplayan zatın kabridir.”

Gönülde Açan Bir Aşk Çiçeği
Ahmet Edip Başaran

Konuştuğumuz dilin, Türkçemizin mayası aşkla karılmış. Hoca Ahmet Yesevi’den Yunus Emre’ye uzanan tasavvufun o öz suyunda demlenmiş dil. Sadece dil değil gönül de merhamet de aynı ocaktan beslenmiş. İnsan diliyle bakar dünyaya, yani gönlüyle. İrfan ehli olan âşıklar dipdiri bir yürekle hem dilin hem gönlün ince işçiliğini yapmışlar. İman, inanç ve o imanın, inancın çerçevelediği bir davranış güzelliği kuşatmış dört bir yanı. İlmin kuşattığı surlar irfanla güzelleşmiş, nezaket ve merhamet nakışlarıyla bezenmiş insanlar. İrfan bir nakış gibi işlemiş Müslüman coğrafyayı. Dört bir yandan. Bugün içinde aşk, vecd, merhamet, nezaket, masumiyet geçen bütün cümlelerimizin dip sularında o büyük ırmağın akıntıları dolaşmaktadır. Öyle ya da böyle. Dil de gönül de geçmişin çiçekleriyle demetlenir ve hem bugünü hem geleceği güzelleştirir.

Tatile Dair Bazı Düşünceler
Kemal Özer

Yaz ve özellikle de bayramlar yaklaşınca bir tatil edebiyatı başgösterir. Bayramların tatile çevrilmesi, lüks otellerde büyük bedeller ödeyerek yiyip-içip yatma bahsine temas etmeden kelimenin kökenine bakmakta yarar var. Tatil; hareketsizlik, boş durma, tembellik manalarına gelen atalet kelimesinden türemiştir. Tatil, faaliyete ara verme yani durdurma manalarına gelmekte. Evet, insanın istirahate, gezip görmeye ihtiyacı var. Ancak burada durup, bunun nasıl olması gerektiğine bakmak ve kaidelerini tespit etmek gerekiyor.
Hicri 2. asırda Cad bin Dirhem adlı sapık düşünceli bir kişi, “Allah yarattı ve çekildi, artık tatil yapıyor.” iftirasında bulunmuştur. Bu iftira için de, boş ve hali olmak manasındaki atl -utûl- kökünden gelen muattıla kelimesi kullanılmıştır. Kaynaklarımızda çoğu kez muattıla yerine ehl-i tatil tabiri geçer.



(Yazıların tamamı derginin 82. sayısında.)

GÜLBAHÇE ÇOCUK EKİ

İlim ve İrfan dergisi Gülbahçe Çocuk ekinde,
Arif Dede
Cesur Küçük
Melih Tuğtağ
Betül Nurata
Ahmet Demir
Seval Şahin Cevizci
Yazı ve çizgileriyle yer alıyor.

Milli ve dini hatıralarını her yıl canlandırmak, bütün haşmet ve ciddiyetleriyle kutlamak;...

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktır....

İlim ve İrfan dergisinin Kasım sayısı çıktı. ...

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016