SAADETTİN ACAR | Eylül | 2020 | BAŞLARKEN
1. İnsanoğlu güvenlik içinde yaşamak ister. Bu çok temel ve zaruri bir ihtiyaçtır. Zira hep beraber yaşıyoruz; yaşamak için güven vermemiz ve güven duymamız şart. Aksi bir durumda hayat, herkes için çekilmez bir hal alır. En küçük bir güvensizlik durumu oluştuğunda sosyal hayatımız ciddi anlamda bundan etkilenir, derin yaralar alır. Bu ilkenin hemen ardından şu tespiti de yapmamız lazım ki; hem yerel ve bölgesel anlamda hem de evrensel düzeyde bir güven sorunu yaşıyoruz. Ayyuka çıkmış bu durumu saklamanın manası da imkanı da yok artık. Özellikle korona süreciyle bu alandaki sorunumuz daha da belirginleşmiş, bu noktadaki ihtiyacımız bariz bir şekilde kendini yeniden göstermiş durumda. Peki, bu sarsılan güven nasıl yeniden temin edilir? Bir güven toplumu inşa etmenin yolu nedir? Özellikle bu sıkıntılı zamanlarda sıkça ve bıkmadan usanmadan kendimize sormamız gereken temel soru budur.

2. Tabi şu da var: Bir taraftan inanılmaz bir güven sorunu hatta bunalımı yaşamamıza rağmen, bir taraftan da modernizm bizlere özgüven adı altında bir şeyler pompalıyor. Bu özgüvenle modernler, korkularımızı, endişelerimizi ötelemeyi, en azından üzerlerini örtmemizi öğütlüyorlar. Dolayısıyla görünürde bize mutlu, huzurlu rolü yaptırıyorlar ama hakikatte iç dünyamızda büyük bir güven açlığı ve boşluğu var. Sonuç olarak kendisiyle kavgalı, içi–dışı birbiriyle sorunlu insanlara dönüşüyoruz. Özellikle kişisel gelişim kandırmacalarıyla ruhu ve bedeni birbirine yabancı insanlar yığınına dönüşüyoruz. Temel sorunlarımızdan birinin de bu iç-dış kavgası, bu beden-ruh gerilimi olduğunu tespit etmemiz lazım.

3. Aslında kendimize sormamız gereken sorulardan birisi de şudur: Acaba insanlar mı fazla şüpheci oldu da her şeye karşı bariyerler, duvarlar örüyorlar, kimse kimseye sırtını dönmek istemiyor, sürekli diğerlerinden, “öteki”den bir kötülük gelecekmiş gibi gardını almış bekliyor; yoksa gerçekten bunun sosyal ve psikolojik bir zemini var mıdır? Yani diğerlerine, öteki olana güvenmemekte haklı mıyız acaba? Muhteviyatı epey geniş olan bu sorunun altını deşmemiz, her iki ihtimali de psikolojik, sosyolojik, ekonomik ve diğer boyutlarını da göz önünde bulundurarak ele almamız bir zaruret olarak önümüzde durmaktadır.

4. İnsanoğlu sadece hemcinsi olan insanlarla ilişkilerinde değil çevreyle ilişkilerinde de güven vermiyor maalesef. Allah dünyayı bize emanet etmiş ama biz insanlar onu yaşanamaz hale getirmek için adeta yarışıyoruz. Dolayısıyla çevre ve tabiat da bizden emin değil. Halbuki vazifemiz onu asli kimliğiyle korumak ve yaşatmaktı. Ama maalesef öyle yapmıyoruz. Çevre kirliliğinden yeşil katliamına, denizler ve suların kirletilmesinden hayvanların hakkına tecavüze kadar birçok alanda insanoğlu, maalesef tabiat için en büyük tehdit haline dönmüş durumda. İnsan neden bu kadar fıtratından uzaklaştı? İçinde yaşadığımız dünyayı cehenneme çevirdiğimizin farkında değil miyiz? Bir akıl ve vicdan tutulması mı yaşıyoruz? Bu zor ve hayati soruların da izini sürmenin, bir Müslüman olarak mesuliyetlerimizin arasında olduğunu unutmamız lazım.

5. İslam’da can, akıl, din, nesil ve mal güvenliği teminat altına alınmıştır. Bunlara “olmazsa olmazlar” anlamında “zarûriyyât-ı diniye” denilmiştir. Bunlar kesinlikle dokunulmaz olarak kabul edilir. Ama maalesef günümüzde bu olmazsa olmazların tamamının tehlike altında olduğunu görüyoruz. Ki bu temel noktalarda bir güvenlik ortamı ve zemini oluşturulmadan hayatın hiçbir anında rahat bir nefes almamıza imkan kalmaz. Modern dünyayı yöneten akıl ise sanki özellikle bunların altını boşaltmak için yoğun bir çaba sarf ediyor. Burası bir yere kadar anlaşılır da, bu noktada biz Müslümanların da bu yangına odun taşıması, bir nevi tuzun kokması anlamına gelmekte değil midir? Zor bir soru. Cevabı daha da zor.

6. Biz Müslümanlar, en önemli vasfı el-Emin olan bir büyük Peygamber’in ümmetiyiz, elhamdulillah. Dolayısıyla güvenilir olmak Müslümanların, Peygamberlerinden tevarüs ettikleri en önemli, en belirgin özellikleridir. Peygamber Efendimizin hadis-i şeriflerinde mümin, “insanların elinden ve dilinden emin olduğu kimse” olarak tarif edilmektedir. Allah Rasulu mümini, sadece mümin kardeşlerinin değil tüm insanların elinin ve dilinin şerrinden kendisini emniyette gördüğü kimse olarak tanımlıyor. Hal bu iken günümüzde bu vasfımızda bazı ciddi arızaların da meydana geldiğini belirtmek durumundayız. Evet, dünyada insanoğlu bir güven ve güvenlik sorunu yaşıyor ve maalesef biz Müslümanlar da bu noktada iyi bir imtihan verdiğimizi söyleyemiyoruz. Dolayısıyla bu güvensizlik ortamında, üzülerek belirtmek gerekir ki, bizim de dahlimiz bulunuyor.

7. Biz Müslümanlar, tam bir inançla güvenlik sorunun aşılmasının tek yolunun dinden geçtiğini söyleriz. Müslümanlar olarak, dine kulak verir ve ona uyarsak sorunlarımızın hallolacağına, bu güven bunalımının son bulacağına inanıyoruz. Seküler tedbirlerle ve rasyonel yöntemlerle bu güvenlik sorunun aşılmasına imkan olmadığını, defalarca test ve tecrübe ederek yaşadık ve yaşıyoruz. Bu noktada insanoğlunu, dini devre dışı bırakırsak, temel bazı değerler üzerinde buluşturacak hiçbir çıkış yolu gözükmemektedir. Ama dindarların (bütün mühendislik ve algı operasyonlarını da hesaba katarak ifade edelim) dini temsil etmekteki yetersizlikleri, dinin, bu yegane kurtuluş ümidinin daha geniş kesimlere ulaşmasının önündeki en büyük engellerden birisi olduğunu da bu söylediklerimizin hemen peşinden ifade etmemiz gerekir. Bu sebeple Müslümanlar ve dolayısıyla din, insanlar için bir umut ve kurtuluş kapısı olmaktan hızlıca çıkarılmaya çalışılıyor. Acizane kanaatimce dert etmemiz gereken en ciddi meselelerimizden birinin bu olduğunu düşünüyorum.

8. Bu notları dünyayı adeta esir alan koronavirüs illetinden dolayı yaşadığımız ciddi korku ve oluşan güven sorunu dolayısıyla paylaşmak istedim. İnsanlık bu büyük musibeti atlatacak inşallah. Ama bu virüsün bireysel ve toplumsal ilişkilerimizde bırakacağı hasarları tamir edebilmemiz bizleri uzun süre meşgul edeceğe benziyor. “Bu büyük travmanın etkilerini nasıl bertaraf edebiliriz” sorusu, şimdiden işin ehlini ciddi ciddi düşündürmeye başladı bile. Çoğunluğu hatta neredeyse tamamı modernizm kaynaklı güven bunalımımızın üzerine gelen bu pandemi süreci, insanoğlunun kimyasını bozdu adeta. Fakat burada, güvenin ve güvenliğin yeniden tesisi için dinden başka bir yol yok, bir çıkış da bulunmuyor. İşte müminin bu büyük mesuliyet duygusunu taşıması ve insanlığın yükünün kendi sırtında olduğunun bilinciyle hareket etmesi her zamankinden fazla büyük bir dini vecibeye dönüşmüş durumdadır. Zira mümin emniyetin/ emanın sigortasıdır. Zira eman, emniyet, emin, mümin ve iman aynı kökten gelmektedir.

Muhterem Müslümanlar; rivayet edildiğine göre Hazret-i Peygamber günün birinde ashabıyla birlikte oturuyorken onlara sorar:...

İnsanoğlu güvenlik içinde yaşamak ister. Bu çok temel ve zaruri bir ihtiyaçtır....

İlim ve irfan dergisinin 97. sayısı zulüm dosyasıyla çıktı. Dergi bu sayıyla birlikte 9. yılına girdi....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016