İLİM VE İRFAN | Mart | 2020 | DİĞER YAZILAR
Mü’mine Yaraşan Kulluk Şerefi
PROF. DR. KADİR ÖZKÖSE

İzzet ve şeref Allah’a aittir. Allah’ın kulu olabilmek ise insanlık şerefidir. Kul, izzeti Allah’tan bekler ve isterse, her şey onun önünde zelil olur ve izzeti daim olur. İzzeti Allah’tan başkasından isteyen ve bekleyenler ise, herkesin yanında zelil olur ve bu zillet de daim olur. Şam’a giden Hazret-i Ömer, ekibiyle beraber Şam’a yaklaştıkları sırada önlerine çıkan bir sudan geçmek için ayakkabılarını omzuna alıp devesinin de ipinden tutarak ve eteklerini toplayarak sudan geçmeye hazırlanırken, kumandan olan, “Ey emirü’l-mü’minin, Şam halkının ileri gelenleri ve büyükleri karşıda sizi karşılamak için hazır bekliyorlar. Bu durum ise sizin izzet ve şerefinize noksanlık getirir.” diyerek, kendisinin devesine binmek suretiyle bir devlet adamına yakışır şekilde gitmesini istemesine karşılık, Hazret-i Ömer hemen celallenip kumandanı göğsünden iter, “Allah’ın bize verdiği izzet yetmiyor mu ki, biz kullarının vereceği izzet ve şerefe muhtaç olalım, onlardan paye ve kıymet bekleyelim.” diyerek ona gereken dersi verir.

Sabır Ehli Üç Peygamber: Hazret-i İlyas, Hazret-i Elyesa, Hazret-i Zülkifl
DOÇ. DR. MAHMUD ESAD ERKAYA

Kur’an-ı Kerim’de, tarih boyunca insanlığa Allah’ın varlığını ve birliğini ilan edip onları hak yola sevk etmek üzere pek çok peygamber gönderildiğinden bahsedilmektedir. Her millete bir peygamber gönderilmiş ve hiçbir toplum davetten mahrum bırakılmamıştır. Bu bağlamda yüz yirmi dört bin peygamberin gelip geçtiği, insanlığı doğruya sevk etmek için canla başla faaliyet gösterdiği ifade edilmektedir. Kur’an-ı Kerim’de söz konusu peygamberlerden bazıları isimleriyle anılmaktadır. İsmi zikredilen bu peygamberlerden bazılarının kıssaları uzun uzun ve tekrar tekrar anlatılırken bir kısmının ise yalnızca adından ve öne çıkan bazı niteliklerinden bahsedilmekle yetinilmiştir. Örneğin Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa, Hazret-i Nuh ve Hazret-i İsa gibi peygamberlerin isimleri onlarca defa geçmekte ve kıssaları insanlığa ibret olması için yeri geldikçe tekrarlanmaktadır. Buna mukabil Hazret-i İlyas, Hazret-i Elyesa ve Hazret-i Zülkifl gibi peygamberlerin isimleri birkaç defa geçmekte ve haklarında çok fazla malumat bulunmamaktadır. Hazret-i İlyas, Hazret-i Elyesa ve Hazret-i Zülkifl peygamberler İsrailoğullarına gönderilmiş peygamberlerdir. İsrailoğulları, Hazret-i Yakup’un ikinci ismi yahut lakabı İsrail’e atfen onun soyundan gelen kimselere verilen addır. Kur’an-ı Kerim’de, Beni İsrail yahut Yehud kelimeleri ile söz edilen İsrailoğulları, Peygamber Efendimizin de tebliğ sürecinde muhatap olduğu bir topluluktur. İsrailoğulları ile ilgili olarak Kur’an-ı Kerim’de Hazret-i Musa’nın Firavun ile olan mücadelesi başta olmak üzere kendilerine gönderilmiş peygamberlerin kıssaları üzerinde önemle durulmaktadır. Böylece İsrailoğullarının başlarından geçen hadiselerden başta Mekkeli müşrikler olmak üzere ağırlıklı olarak Medine’de yaşayan Yahudi topluluğun ibret alıp aynı hataları tekrar etmemeleri hedeflenmektedir. İsrailoğullarını konu edinen kıssalarda, Allah’ın varlığına, birliğine ve gönderdiği peygamberlere iman etmenin önemi, resul ve nebilerini inkar edip onlara karşı direnç gösterenlerin kötü akıbeti gibi hususların öne çıktığı görülmektedir.

Niyet Ettim Niyet Etmeye
SAİD YAVUZ

Niyet, hayal ile gerçeğin arasında asılı durur. Hayalin gerçeğe doğru evrilmesinde ilk büyük adım niyettir. Bu nedenle niyetleri sağlam tutmak icap eder. Niyet, hayallerin gerçekleşmesi için bir işaret fişeği görevi yaparken yeni ve büyük hayallerin de mayasını oluşturur. Bir insan bir ağaç dikme hayalini kurar. Sonra içindeki hayal gayret anahtarını çevirir. İşte o kapının açılma sesidir niyet. Artık orada bu ağacın nereye, nasıl ve ne zaman dikileceği konusunda düşünceler belirir. Bir karara varılır artık. Niyet bir karara varmaktır. Düşüncede sadece bir kıpırtıyken; ideler dünyasının muğlaklığından gerçeğin soğuk ve tanımlanabilir bahçesine doğru yürümüştür. Artık geriye sadece adımın eşikten ileriye doğru atılması kalmaktadır. Yani eylem. Niyet, bu nedenle hayalin eyleme geçmek için adımların kızdırıldığı, ellerin hohlandığı ve ileri doğru kararlı bakışların atıldığı bir hengamedir. Niyet, başlama çizgisine konulan dizdir. Az sonra koşunun başladığını belirtir bir silah patlayacaktır. O silah niyetin sahibinin yani o dizi oraya koyanın bizatihi kendisine aittir. Tetiği çeken de yarışçının kendisidir.

Lafza-i Celal: Allah
AHMET EDİP BAŞARAN

Esma-i hüsna Allah lafzıyla başlar. Bu isim -Allah- O’nun (cc) doksan dokuz isminin en büyüğüdür. İmam Gazzali, bu büyüklüğü izah ederken şu hikmet dolu ölçüyü hatırlatır bize: “Çünkü bu, içinden hiçbir şey müstesna olmaksızın, bütün İlahi sıfatları cem eden zata delalet etmektedir. Diğer isimleri ise, ilim, kudret, fiil gibi yalnız ifade ettikleri mana birimlerine delalet etmektedir.” İslam’ın temel umdelerinden biri olan tevhid, Allah’ın zatıyla kaimdir. O’ndan (cc) başka ilah yoktur. İnsan, bütün kalbiyle yalnızca Allah’a bağlanmalı, ne dileyecekse sadece O’ndan (cc) dilemelidir. Hayatın içinde istek ve arzuların sonu yoktur ve insan bu istek ve arzularını Allah’tan başka mercilere yönelttiğinde mü’min olma vasfını yitirmeye başlar. İnsan varlığını kime, neye borçluysa ona yalvarıp yakarır. Böylesine sahih bir hakikati yitiren insan neye sahip olabilir? Allah’ı yitirmiş insan neyi bulabilir, Allah’ı bulan insan neyi kaybedebilir?

Allah’ın Koruması Altında Olmak: İsmet
DR. KÜBRA ZÜMRÜT ORHAN

Kelam alimleri tarafından bütün peygamberlerde ortak olarak bulunduğu belirtilen ve bulunması da zorunlu kabul edilen sıfatları ele aldığımız yazı dizisine devam ediyoruz.
Peygamberlerin ortak vasıflarından biri de ismettir. Arapça bir kelime olan ismet; sözlükte, men etmek, engel olmak, korumak, gelebilecek zararı bertaraf etmek gibi anlamlara gelmektedir. Dini bir terim olarak ise; peygamberlerin Allah tarafından günah işlemekten korunması anlamını ifade etmektedir. Hazret-i Peygamber de ismetle aynı kökten türemiş olan masum kelimesini, “Allah tarafından korunan kimse.” şeklinde açıklamıştır.

Yarın Ölecekmiş Gibi
GÖKHAN ERGÜR

Dünya bir ayrılık istasyonu fakat biz bunu bir türlü aklımızda tutamıyoruz. Yüksek katlı binalara, maaş bordrolarına, dev ekran televizyonlara aldanıp gerçek vatanımızı unutuyoruz. Bu renkli panayırın amacı da zaten bu: Ölümü düşünme, satın al ve tüket. Tükettikçe yaşadığımızı, mutlu olduğumuzu ve gerçek anlama kavuştuğumuzu düşünüyoruz fakat gerçek olan şu ki tükettikçe tükeniyor ve anlamdan uzaklaşıyoruz.
Anlamdan uzaklaşmak gerçeklikten de uzaklaşmadır, bir nevi uyuşmadır. Nereden gelip nereye gideceğimizi, sonlu olan hayatımızı, aslında ne için yaratıldığımızı unutmaktır. İnsan unuttukça garip bir rehavete kapılıyor ve bu rehavet de bizi incelikli yaşamaktan alıkoyuyor. Oysa insan bir son olduğunu ve günü gelince bu dünyadan yanına hiçbir şey almadan gerçekliğe doğru yol alacağını aklında tutsa, her gün hatırlasa daha başka yaşamaya başlar. Misal bugün yaptığı gibi ufak bahanelerle kalp kırmaz, kötü söz konuşmaz. Nezaketle ve hassasiyetle dünyanın en kıymetli sanat eserine yaklaşıyor gibi yaklaşır her kalbe. Sadece insana değil yaratılmış canlı, cansız her varlığa dikkatle ve muhabbetle yaklaşır; yalnız başına göğe doğru uzanmış bir ağacın, parçalanmış kayanın, birden başlayan sağanak yağışın bir anlamı, mesajı olduğunu bilir ve buna göre bir muhabbet geliştirir.

(Yazıların tamamı derginin 91. sayısında.)

GÜLBAHÇE ÇOCUK EKİ

İlim ve İrfan dergisi Gülbahçe Çocuk ekinde,
Arif Dede
Cesur Küçük
Melih Tuğtağ
Betül Nurata
Ahmet Demir
Seval Şahin Cevizci
Yazı ve çizgileriyle yer alıyor.

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun....

Bu yıl mübarek ramazan ayını buruk bir ruh haliyle idrak ettik....

İlim ve İrfan dergisinin Haziran sayısı (sayı: 94) Allah'a kul olabilmek dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016