İLİM VE İRFAN | Şubat | 2020 | DİĞER YAZILAR
İbadetin Güzel Ahlakla Bezendiği Değer: Takva
Ömer Aslan

Rivayete göre; Hazret-i Yusuf, hazine vekilliğine getirilip bir kafileyle seyahate çıktığı sırada Züleyha, Hazret-i Yusuf’un yoluna çıkarak şunları söylemiştir: İsyan sebebiyle hükümdarları köle, itaat sebebiyle de köleleri hükümdar yapan Allah’ı tesbih ve tenzih ederim. Hırs ve şehvet, hükümdarları köle mevkiine indirir. Sabır ve takva ise köleleri hükümdarlığa yükseltir.
Züleyha’nın bu sözleri üzerine Hazret-i Yusuf, “Gerçekten de her kim Allah’tan korkar ve sabrederse; Allah, muhakkak ki, güzel işler yapanların mükafatını zayi etmez.” (Yusuf, 90) demiştir.
Hazret-i Yusuf ve Züleyha’nın dile getirdikleri bu hakikat, gerçekten de insanları kölelikten azizliğe yükseltmiştir. Kur’an-ı Kerim’in, en güzel kıssa dediği Hazret-i Yusuf’un hayat hikayesi bunun örneğidir. Nitekim o, Mısır sarayında bir köleyken Allah’a olan takvasından ötürü davet edildiği günahtan sakınmış ve neticede Mısır’ın hazine vekilliği gibi önemli bir mevkiye yükselmiştir. Hazret-i Yusuf’u yücelten, iyi ve doğru olduğu bildirilen, yapılması teşvik edilen, yapan kimse için nimet ve ödül vaat edilen bu kavram takvadır.
Takva kelimesinin; bir şeyi zarar verecek şeylerden korumak, sakınmak, kuvvetli bir himayeye girmek, itaat etmek ve saygı göstermek gibi lügat anlamları vardır. Dini bir kavram olarak takva; kişinin kendisini salih amelle günahlardan ve cehennem azabından korumasıdır veya Allah’a karşı duyulan sorumluluk bilinciyle kişinin nefsini kötü sıfatlardan arındırmasıdır. Hazret-i Ömer sahabiden Übey bin Kab’a (ra) takvanın ne olduğunu sorunca Übey, “Sen hiç dikenli yola girmedin mi?” diye sordu. Hazret-i Ömer, “Girdim.” deyince bu sefer Übey (ra), “Ne yaptın?” diye tekrar sordu. Hazret-i Ömer, “Paçalarımı sıvadım ve kendimi korumaya çalıştım.” dedi. Bunun üzerine Übey, “İşte takva da böyledir.” cevabını verdi.

Özü Sözü Doğru Rehberler: Peygamberler
Dr. Kübra Zümrüt Orhan

Bütün peygamberlerde ortak olarak bulunan vasıflardan biri de sıdktır. Sıdk kelimesi, sözlükte; gerçeğe uygun söz, yalanın zıddı anlamına gelir. İslami kaynaklarda sıdk kelimesi; hakikati ifade eden, gerçeğe uygun olan söz; doğruluk, dürüstlük, güvenilirlik manasında kullanılır. Peygamberler, Allah’tan aldıkları vahyi insanlara tebliğ ettiklerinde, insanların onlara inanabilmesi için gerekli olan ilk şart doğru sözlü kimseler olmalarıdır. Bu, onların peygamberlikten önce de peygamberlikten sonra da asla yalan söylememiş, hiçbir surette doğruluktan ayrılmamış olmalarını gerektirir. Zaman zaman doğruluktan ayrılabildiği bilinen bir kimsenin hangi söylediğinin doğru hangi söylediğinin yanlış olduğu ayırt edilemez. Hele de Allah’tan vahiy aldığı iddiasında bulunan bir kimse, eğer ara sıra doğruluktan ayrılabiliyorsa, Allah adına yalan söylemesi de ihtimal dahilindedir, demektir. Peygamberlerin böyle bir şey yapması mümkün olmadığına göre, sıdk peygamberlerde bulunması zorunlu olan sıfatların başında gelir. Zira bu özellik, insanların peygamberler hakkında şüphe duymalarını engellemek bakımından gereklidir.

Yüzlerce Yıldır Konuşan Hakikatler: Menkıbeler
Sami Bayrakcı

Kur’an’ın üçte birinin kıssalardan oluştuğuna dair rivayetler, ibtidai seviyede dini bilgiye sahip her Müslümanın hafızasında yer eden temel bilgiler arasındadır. Kur’an’daki kıssaların üçte birden de fazla bir yekuna sahip olduğunu, Kur’an-ı Kerim’in yarısını oluşturduğunu ifade eden alimlerimiz de olmuştur. Buradaki farklılık kıssaların nerede başlayıp nerede bittiğine dair kişiye özel, öznel yorumlardır. Dolayısıyla her iki yorum da kendi iç tutarlılığına sahiptir. Zira kıssayı sadece olay örgüsünün yer aldığı ayetlerle sınırlı tutarsanız bir görüşe, olay örgüsünün öncesi ve sonrasında dile getirilen hakikatleri ve söz konusu kıssadan çıkarılacak hikmetleri içeren ayetleri de kıssaların içinde yorumlarsanız diğer görüşe itibar etmiş olursunuz.
Söz konusu görüşlerin hangisini tercih edersek edelim, yüce Rabbimizin tercih ettiği kıssalar üzerinden hakikat ve hikmetleri dile getirme yöntemi; bir diğer deyişle tahkiye -hikayeleştirme- yoluyla anlatımın, insan psikolojisi üzerinde oldukça etkili olduğunu İlahi bir onayla anladığımızı düşünebiliriz. Medeniyet tarihimiz boyunca binlerle ifade edilebilecek sayıda menakıb türünde eser kaleme alınmış olması da bu görüşümüzü destekler niteliktedir.
Menakıb, kelime kökeni itibariyle menkabe/menkıbe kelimesinin çoğuludur. Din büyükleri, kahramanlar, tarihi şahsiyetler gibi kimselerin üstün yaşayışlarıyla ilgili hikayeler demek olan menakıb türünde yazılan eserler özellikle tasavvuf edebiyatımızın yaygın olarak kullanılan bir türüdür. Bu türden eserlerin çokça tercih edilmesinin nedeni ise, hikaye anlatımının yukarıda zikrettiğimiz üzere insan psikolojisi üzerindeki olumlu tesiridir.

Siyah Beyaz Bir Dünyada Yaşamak
Dr. Mona İslam

Kabul etmeliyiz ki Müslümanlar olarak içinde bulunduğumuz çağın koşuşturmasına biraz geriden başladık. Hayatı yavaşlayarak yaşamanın erdemlerinden, doğulu zihnin sükunetle huzuru beraber düşünmesinden dem vurabiliriz. Ancak bu retoriğin bizim geri kalmışlığımız üzerinden başımıza yüz küsur yıldır yağmakta olan belaları def etmemekte olduğu da bir gerçek. Müslümanların yaşadığı coğrafyalar sadece başkalarının bizim üzerimize saldığı belaların değil bizim kendi gaflet ve cehaletimizin, tembellik ve yer yer ihanete varan bencilliklerimizin de bir sonucu olarak ateş ve kan içinde bulunuyor. Bununla mücadele edebilmek, namazlarında her vakit, dünyada da ahirette de iyilik isteyen bir ümmet için kaçınılmaz görünüyor. Bu nedenle bizim, bunlar dünya işi diyerek geri çekilmek gibi bir tavrımız olmamalı, varsa da bu Sünnet-i seniyyenin bize talim ettiği yola uymuyor.

Kutlu Bir Hikayenin Parçası Olalım
Gökhan Ergür

İçinde bulunduğumuz ve kabul ettiğimiz sistem gereği hayatımızı bir zaman planlamasına göre yaşamak zorundayız. Çalışmak, insanlarla iletişim kurmak, beslenmek ve kişisel ihtiyaçlarımızı gidermek için yirmi dört saatimizi dilimlere bölüp bu saatlere dikkat etmeye çalışırız. Saydığım başlıklara bir de benlik zamanını eklememiz gerekir. Benlik zamanı; ibadetlerimizi, kendilik düşüncelerimizi, hayata bakışımızı, sanatımızı, şahsiyetimizi geliştirdiğimiz ve sürdürdüğümüz bir zaman dilimidir. Dünya ortalamasına göre bir hesap yapacak olursak; sekiz saat uyku, dokuz saat çalışma/iletişim kurma, üç saat yeme içme, temizlik dersek geriye kalan dört saati ise bizim hayatımıza anlam katan, insan olduğumuzu yeniden hatırlatan ve bu bilinçle hareket etmemizi sağlayan bir süre olarak dolu dolu değerlendirmemiz gerekiyor. Fakat güncel araştırmalar benliğimize ayırdığımız bu dört saatlik süreye dışarıdan müdahalelerin olduğunu ve bu sürenin neredeyse otuz dakikaya düştüğünü söylüyor. Peki bu süreye dışarıdan müdahil olan şeyler nelerdir? Cevabı çok basit aslında: Renkli ekranlar. Benliğimize ve insan oluşumuza ayırdığımız süreye artık büyük teknoloji devlerinin üretmiş olduğu renkli ekranlar, sosyal medya uygulamaları ve çevrimiçi dizi platformları dahil olmuş vaziyette. Ailemizde ya da çevremizde yaşanan bir sorun üzerine düşüneceğimize, yeni çıkmış bir dizinin son bölümünde işlenen konu üzerine düşünürken buluyoruz kendimizi. Ailemizin, dostlarımızın, kendimizin belirlediği gündemleri değil sosyal medya uygulamalarının belirttiği gündemleri konuşuyoruz artık.

Battal Gazi’den Aziz Mahmud Hüdayi’ye Üsküdar
M. Nezihi Pesen

İki büyük zatın eserlerinden bölümleri iç içe geçirerek Üsküdar’ı, Üsküdar’ın mihmandarı addedilen bir büyük veliyi ve o Allah dostunun sohbetinden kesitleri sizlere aktarmış olacağım. Önce Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinden, Üsküdar’ın tarihinden bölümler okuyacağız. 1684 tarihinde vefat eden Evliya Çelebi, kırk yılı aşkın bir süre boyunca hemen hemen bütün Osmanlı ülkesini ve diğer memleketleri dolaşmış ve gezdiği yerleri çok cezbedici bir şekilde kaleme almıştır. Müslüman Üsküdar’ın kısa tarihçesi şöyledir Evliya’ya göre: “Amma hicret-i Nebeviyye’nin iki yüz kırk beş senesinde Hırkil Kıral Kostantıniyye’de mürd olup (ölüp) oğlu Alina, kıral-ı dall iken ol sene Al-i Abbasiyan’dan Harunü’r-Reşid yüz elli bin asker ile Üsküdar’dan geçip İslambol’u muhasara kılıp ahir bila-feth avdet etmek namusdur deyü bir sığır derisi cirminde Silivrikapusunun iç yüzünde Koca Mustafa Paşa Camii yerinde bir kal‘a ve bir mahalle-i müslimin içre bin adem muhafazacı koyup beher sene küffardan ellişer bin altın harac almak üzere üç yıllık haracı peşin alıp Bağdad’a vardıklarında Alina Kıral isyan edip İslambol içre olan ümmet-i Muhammed’i katl-i am ederken bi-emrillah ol cengde Alina Kıral’ı ümmet-i Muhammed katl edip nice bin küffarı dahi katl edip anlar dahi cümle şehid olurlar.

(Yazıların tamamı derginin Şubat, 2020 sayısında.)

GÜLBAHÇE ÇOCUK EKİ

İlim ve İrfan dergisi Gülbahçe Çocuk ekinde,
Arif Dede
Cesur Küçük
Melih Tuğtağ
Betül Nurata
Ahmet Demir
Seval Şahin Cevizci
Yazı ve çizgileriyle yer alıyor.

Ben fakir bir kul olarak, Şeyh Hazretlerinin adap ve ilkelerine...

Önce şu temel ilkeyi koyalım: Allah Teala niyetlere bakar ama insanlara da eylemlerimiz dokunur....

İlim ve İrfan dergisinin Temmuz, 2020 sayısı (sayı: 95) "Kalbin ameli olarak niyet" dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016