SAADETTİN ACAR | Ocak | 2020 | BAŞLARKEN
Günümüzde Müslümanların en büyük sorunu “nasıl”a, Batının (coğrafi bir tanımlama olan ve yer ifade eden küçük harfli batı değil bir ideoloji olan büyük harfli Batının) en büyük sorunu “niçin”e taalluk ediyor. “Nasıl” sorusu temelde bir üslup ve metod sorununa, “niçin” sorusu ise son tahlilde çok daha hayati bir alana; bir anlam ve amaç sorununa işaret ediyor. Dolayısıyla birisinin sorunu usule ve yönteme, diğerininki ise esasa dairdir. Bir başka ifadeyle söylersek; Müslümanların meselesi metodolojik, Batının sorunu ise çok daha derindir; ontolojiktir. Müslümanların anlam ve gaye sorunu yoktur zira bu konuda ellerinde çok güçlü ve şeksiz-şüphesiz inandıkları kaynakları vardır. Kur’an-ı Kerim, Sünnet-i seniyye ve sahih gelenek sapasağlam ve capcanlı bir şekilde orada duruyor. Tarihi birikim ve tecrübe de Müslümanlara çok ciddi bir avantaj ve kolaylık sağlıyor. Kozmolojiden psikolojiye, felsefeden hukuka, kısacası afaktan enfüse kadar; varlık, insan, ölüm, metafizik, ahiret … ile ilgili insanlığın bütün kadim soru ve sorunlarına çok güçlü cevapları var. Yalnızca değişen ve dönüşen dünyada bu kaynakları nasıl okuyacaklarına, modern dünyaya yeni bir dille bunları nasıl tercüme edeceklerine dair bir kafa karışıklığı ve yöntem krizi yaşıyorlar. Bu sebeple, Müslümanların üzerine kafa yormaları gereken temel mesele, yeniden kaynakları tartışmaya açmak veya yeni yeni kaynak arayışlarına girmek değil, ellerindeki bu muazzam birikimi ve temel kaynakları bugüne nasıl taşıyacakları noktasıdır.

Kutsalını tüketen Batı
Batı ise kutsalını tükettiğinden ciddi ve derin bir anlam ve gaye krizi yaşıyor. Bütün mukaddesata savaş ilan ettiği için, insana nihai bir amaç ve hedef sunamıyor. Tamamen akla dayandığı için onun ötesine dair bir açıklama yapamıyor. Varlığın, insanın, ölümün nedeni ve niçini hakkında bir cümle kuramıyor. Akli varsayımlar üzerinden bir takım önerilerde bulunuyor ama bunlar bir başka akıl tarafından kolaylıkla boşa çıkarılabiliyor. Bu anlamsızlıktan dolayı da Batı, geliştirdiği bütün metodolojik illüzyonlara, muazzam teknik ve bilimine rağmen insanlığa bir huzur ve gelecek teklifinde bulunamıyor. Manaya dair bir iddiası olmadığı için –aslında iddiası var ama yetersizliğini bildiği için- bütün gücünü maddeye teksif ediyor. Kendi dışındaki tüm kültür ve medeniyetlerle maddi düzlemde bir hesaplaşmaya girişiyor. Maddileştikçe de mana krizi derinleşiyor, büyüyor. Kendi itiraflarından anlaşılan odur ki; mutlak bir hiçliğe doğru yuvarlanıp gidiyor. Gitsin ama insanlığı da beraberinde bu anlamsızlık girdabının içine çekiyor. Kendi büyük günahına bütün insanları ortak etmeye çabalıyor.
Batı çok kurnaz bir biçimde kendi kişisel krizini ortak bir krize dönüştürmeye, kendisinin malul olduğu bu anlam ve kutsallık krizini Müslümanlara da bulaştırmaya ve transfer etmeye çalışıyor. Sadece Müslümanlara değil, kendi bunalımını metodolojik illüzyonlar, sanatsal imkanlar ve insanı sarhoş eden teknolojiler marifetiyle insanlığın bütününe teşmil etmeye çalışıyor. Bu noktada başarılı olduğunu da kabul etmek durumundayız. Onların bu hastalığı bütün insanlığa, bütün medeniyetlere bulaştı. Kendi hastalığını insanlığın ortak hastalığı olarak lanse ettiği için, kendi dışındaki bütün kültürlere ve medeniyetlere de aynı hastalığa yakalandıklarını vehmettirdi. Sonra da kendi çözüm önerilerine onları da mecbur ve mahkum etti.

Batı için İslam neden sorun oluyor?
İslam dışındaki kültür ve medeniyetler Batının bu saldırılarına karşı çok fazla direnemedi; neredeyse tamamı zaman içinde dönüştü ve teslim oldu. Batının bütün hastalıklarını (elbette ki kaba gücün burada çok belirleyici etkisi oldu) tevarüs eden Batı dışı medeniyetler ve inançlar, bir çıkış yolu olarak Batının reçetelerine başvurmak durumunda kaldı. Sadece İslam görünürde varlık alanından çekilmiş olsa da, bu direncini derinden derine sürdürmeye devam ediyor.
Dolayısıyla Müslümanlar olarak bizlerin, öncelikli ve acil olarak bu cendereden çıkması bir zorunluluk arz etmektedir. Bu dikotomiden kurtulmadıkça ne sorunlarımızı teşhis edebilir ne de kendimize gelebiliriz.
Meselelerimizin çözümünün “niçin” sorusunda değil “nasıl” sorusuna verebileceğimiz cevapta gizli olduğunu bilmemiz lazım. Bunun yanında Batının İslam ve Müslümanlarla derdini bu açıklamalar çerçevesinde ayrıca okumak ve değerlendirmek bize yeni bir bakış açısı kazandırabilir.

Ben fakir bir kul olarak, Şeyh Hazretlerinin adap ve ilkelerine...

Önce şu temel ilkeyi koyalım: Allah Teala niyetlere bakar ama insanlara da eylemlerimiz dokunur....

İlim ve İrfan dergisinin Temmuz, 2020 sayısı (sayı: 95) "Kalbin ameli olarak niyet" dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016