SAADETTIN ACAR | Kasım | 2019 | BASLARKEN
Içimize dönelim, haydi!

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktir. Ama nazar edebilenler insanin içinde, derununda bir hakikat pariltisi oldugunu göreceklerdir. Içimizin derinliginde; kibrin, hasedin, kinin, enaniyetin, mal, mülk ve makam hirsinin, riyanin örttügü, perdeledigi bir cevher, bir öz var. Fitrat diyebiliriz buna. Fitrat yaradilistan gelen bir sir, güzelliklerin hafizasidir. Orasi, yaradilisi itibariyle saf ve tertemizdir. Dünyayla ya da tasavvufi ifadeyle masivayla temas onu kirletir, lekeler ama tümden yok edemez. Bundan sebep insandan, ne kadar kötü ve günahkâr olursa olsun umut kesmememiz lazim. Islam’in, insanin kötü fiilleriyle savasirken insani savunmasi bundan. “Günahladir savasimiz, günahkârla degil” denmesi bu sebepten. Bir yönüyle evet, Islam “insani savunuyor insana karsi”, kötülügün esaretindeki insani özgürlestirmeye ve özünü kesfetmeye çagiriyor.
Bu yüzden üstünkörü, yüzeysel bakis her zaman yaniltir. Bir derin bakis lazim; nazar ve basar ile bakmak yani. Böylesi bir bakis, en kötü insanda bile bizi o saf ve tertemiz cevherle yüz yüze getirecektir. Evet, insan bir sürü kötülükle, hastalikla malul ama özünde temiz bir fitrat sahibidir. Öyle yaratilmistir; iyilik ruhuna kodlanmistir adeta. Can çikmadan da o orada durur. Oranin kesfi, insanin fitratiyla bulusmasi kolay degildir elbette. Bir vesile, cehdu gayret, seyru süluk lazim. Ama o fitrat asla yok olmaz, potansiyel olarak orada durur. Perdelenebilir, kirletilebilir en fazla. Zira orasi nazargah-i ilahidir, makamullahtir, sonsuz bir ummandir. Peki kalbi, ruhu, gönlü mühürlenenler yok mu? Tabi ki var ama onu da biz bilemeyiz, ancak Allah bilir.
Içimize bakmak, bir yönüyle fitratimizla yüzlesme, özümüze, aslimiza; “evimize, kalbimize ve sarkimiza dönme”, yitirdigimizi hatirlama yani tezekkür ve zikir, baska bir yönüyle de içimizi kirleten, özümüzle, ruhumuzla aramiza giren günahlarla, hatalarla yüzlesme ve onlari arindirmanin yollarini arama yani tefekkür ve fikir çagrisidir. Insan içine dönmeli; fitratina, aslina, safiyetine rücu etmelidir. Içindeki günahlarla, isyanlarla yüzlesmelidir. Kalbi arindirmanin, tasfiye etmenin, ruhu terbiye etmenin imkânlarina bu yüzlesmeyle ulasilabilir ancak.

Tasavvuf, büyük imkan
Bu noktada tasavvufun tüm insanlar ve insanlik için ciddi bir imkân olduguna inaniyorum âcizane. Özellikle içinde yasadigimiz bu dönemde tasavvufun fonksiyonunun çok daha hayatî oldugunu düsünüyorum. Islam tarihi boyunca tasavvufun sistematize ettigi ve önerdigi basliklar ve konular daima insanin en zor ve en hastalikli yanini onarma görevine talip olmustur. Nefis ki ele avuca sigmaz, kalp ki döner durur, itminan bulmaz; bunlar tasavvufun konusu, odagi ve ana mesgalesi olmustur daima. Çagimizda ise durum daha karmasik ve içinden çikilmaz bir hal almis durumda. Tasavvufun savastigi, mücadele ettigi, varlik sebebi olarak gördügü bütün kötülükler insanligi esir almis durumda. Hiz, bencillik, kibir, dünya sevgisi, haset, kin, nefret, riya; insanlik tarihinin belki de baska hiçbir döneminde olmadigi kadar yayginlasmis, bulasici bir hastalik gibi ve akil almaz bir hizla yerküreye yayilmistir. Çaglar öncesinden tasavvufun öncülerinin gördügü ve öngördügü bütün nefsani, sehvani ve seytani sorunlar bugün yeryüzünü kusatmis ve insani adeta esir almis durumda. Insani bu kötülügün esaretinden kurtarmak ancak bu konuda tecrübe kesbetmis olan tasavvufun ve evliyaüllahin reçetelerine basvurmakla mümkündür. Bizler; Müslümanlar, yeryüzünü darü’l-Islam kilmakla yani sulh, sükûn ve selamet yurdu yapmakla mükellefiz. Buna memuruz. Yeryüzünde varlik sebebimiz budur, halifelik görevimiz, emanet tasiyiciligimiz bunu emrediyor. Ama öte yandan bu sulhu ve sükûnu, bu huzuru ve itminani içinde tesis edemeyen Müslümanlarin yeryüzünü nasil imar ve insa edecekleri, sorusu can yakici bir sekilde karsimizda duruyor. “Yamuk bir cismin/ nasil düz olur gölgesi.” der Imam Gazzali. Iste tasavvuf bize o büyük imkânin; içimizi imar ve ihya etmenin yolunu yordamini ögretiyor. Ve ancak orayi; iç dünyalarini imar edenlerin dis dünyayi ihya ve insa edebileceklerini söylüyor.

Insanlik Islam’a muhtaç
Müslümanlar olarak sancili dönemlerden geçiyoruz. Aslinda bu sancilar hiç eksik olmadi tarih boyunca. Ad ve sekil degistirdi ama hakikatte dünyayla, güçle imtihanimiz hep oldu ve bu imtihan daima agir seyretti. Tarih boyunca, özellikle iktidar ve güçle tanistigimiz her dönemde sorunlar da pesi sira gelmistir. Modern zamanlarda ise isimiz daha zor. Müslüman bir dünya kurmakta, dünyaya Müslümanca bir teklif sunmakta ciddi sorunlar yasiyoruz. Çünkü modernizm dokundugu her seyi kirletti, çürüttü, içini bosaltti. Bundan Müslümanlar olarak bizler de ciddi anlamda etkilendik maalesef. Onu elestirirken bile onun kapsamina girdik. Dolayisiyla tekliflerimiz arizali ve malul.
Ama hakikat su ki dünyanin bir Islam ufkuna, bir peygamber inceligine ve basiretine ihtiyaci var. Merhameti, ahlaki, vicdani yitiren dünyaya bir nefha-i ilahi; Ilahi dokunus lazim. Maddeye ve aletlere mahkûm olan/ edilen insana a’la illiyine yükselme potansiyeline sahip zübde-i âlem ve esref-i mahlûkat oldugunu, ahsen-i takvimde yaratildigini hatirlatacak bir çagri, onu kendine getirecek bir çiglik lazim. Bunu da yapacak olan Müslümandan baskasi degildir. Bu sebeple önce Müslümanin bunlara iman etmesi, ardindan da bu bilinci hayatina tasimasi gerekir.
Modernizm bir arizadir, geçici bir evredir. Nitekim modernizm asildi ve artik postmodern bir dünyada oldugumuzu söylüyorlar. Bu da geçecek ve insanligin hakikat arayisi artarak devam edecek. Hakikate susamisligi artikça da çesitli maceralara girisecek; bazen hakikatin taklitlerine siginacak bazen hakikatin kiliginda sunulan sahte ve ucuz reçetelerden medet umacaktir. Iste o zaman, bütün imkânlarini tükettigi o gün insanin ve insanligin imdadina yine Islam yetisecek. Bu sebeple Müslümanlarin içine düstükleri bu kisir tartismalari hizlica asip kendilerini bu büyük tarihî mesuliyet için hazirlamasi lazim. Çünkü Islam’dan baska umudu kalmadi insanligin.

Sizden uzak oldugu için yararli olan, sizlerle bulusmak için...

Insanin bu dünyadaki yolculugu hem uzun hem de engebeli, inisli-çikisli yani mesekkatlidir....

Ilim ve Irfan dergisinin Haziran sayisi ezan dosyasiyla çikti....

IRFAN BASIM YAYIN DAGITIM SAN. VE TIC. LTD. STI.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / Istanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016