SAADETTİN ACAR | Aralık | 2017 | BAŞLARKEN
İslam büyük bir düşünce geleneği üretti ve onu geliştirerek, zenginleştirerek günümüze kadar getirdi. Felsefeye, edebiyata, kelama, mantıka, paha biçilemez değerde katkılar sundu. Tefekkürü önemsedi, aklın her fırsatta altını çizdi. Teorik tartışmalardan hiç kaçmadı, büyük filozoflar yetiştirdi. Hikmeti ve bilgiyi övdü, Müslümanı bütün düşünce ve bilgilerin varisi ilan etti. Vücud, metafizik, kader, soyut varlıklar üzerine kütüphaneler dolusu kaynak sundu, nazari bilgiye büyük bir önem atfetti. Ama bütün bunların doğruluğu, İslam’ı “salt” bir düşünce dini yapmaya yetmez.
Büyük hikayeleri de bulunan; toplumun yönetiminden kainatın işleyişine, astronomiden kuantum fiziğine kadar her alanda sözü olan ama küçük hikayeleri asla ıskalamayan, onları bütüne feda etmeyen bir din İslam. Birini diğerine feda etmediği gibi, hangisinin küçük, hangisinin büyük olduğunu da bizim bilemeyeceğimizi öğretti bize. Aç bir kediyi doyurmak ile kainat çapında büyük sözler söylemek, astronomi alanında büyük bir şey keşfetmek arasında bir nitelik farkı, bir kategorik ayrım gözetmedi. Yani “afak”a “enfüs”ü feda etmedi, ikisine de aynı tonda ve şiddette vurgu yaptı. Günümüzde ise; belki de tarihin hiçbir döneminde görülmemiş bir Müslüman tipiyle karşı karşıyadır dünya: İslam düşüncesini, fikriyatını çeşitli platformlarda cansiperane bir şekilde savunan ve ama İslam’a hayatında yer açmayan; adaletin kökeninin İslam olduğunu söyleyip adil davranmayan, paylaşmanın faziletini anlatıp servet biriktiren, kardeşlikten dem vurup kardeşlik hukukunu gözetmeyen, ana-babaya karşı sorumluluklarımızı hatırlatıp onlara zerre değer vermeyen, tevazudan söz edip kibrinden yanına yaklaşılamayan insanlar… Bu akıl almaz durum, İslam’ın, gittikçe bir fikir kulübü gibi algılanmaya başladığını ve hayati derecede büyük bir krizle yüzyüze olduğumuzu göstermektedir. Beni daha fazla dehşete düşüren ise; İslam adına konuşan, yazan ve düşünce üretenlerin, İslam’ın gündelik hayattaki en sık görünen yüzü olan namazı -ikame etmeyi geçtim- günde bir vakit bile kılmamalarıdır. Neden kılmak ve ikame etmek? Çünkü namaz için kullanılan “ikame etmek” sadece kılmak değil, ayakta tutmak demektir. Hayatı, namaz sütunları ile güçlendirmek, günün belirli vakitlerine serpiştirilen namazla yenilenmek, onunla günün her anına ibadeti yaymak, kesintisiz halde “abid” olmak. İbadet dediğimiz şey zaten tam olarak kulluktur ve her şeyi olmamakla birlikte namaz bunun en önemli göstergelerinden biridir.
Tabi şu noktayı da vurgulamadan geçmemek gerekir: Müslümanın ibadeti namazla başlayıp biten bir şey de değildir. Her an ubudiyyet halindedir o, helal çalışarak, adaletle hükmederek, tebessüm ederek, merhametli davranarak ve bu arada namaz kılarak bu kulluğunu kesintisiz olarak sürdürür. Dolayısıyla kulluğun hapsedileceği bir alandan söz edilemez. Bütün dünya ibadethanedir inanmışlar için.
İbadet Müslümanın hayatının arka planındaki fondur. Günlük sorumluluklarını ifa ederken bu arka planla hep gözgöze gelir. Onun hayatında din ve dünya, ibadet ve diğer alanlar diye bir ikiliğe yer olmadığı gibi, düşünmek ve yapmak diye bir ikilem de yer bulamaz. Bu nedenden, tevhidi yalnızca yaratıcıyı birleme olarak görmenin yanlış olduğunu söyler büyüklerimiz. Tüm varlığın birliği ve bütünlüğüdür tevhid; varlıktaki ahenktir. Varlıktaki farklar birbirini tamamlar ve güçlendirir ama nihayetinde bu sesler tek bir sese dönüşür. Aynı şekilde düşünmek ve bunun üretime dönüşmüş şekli olan yazmak eylemini de, yaşamanın karşıtı gibi sunamayız.
Günlük koşturmalarımız, insan ilişkilerimiz söylediklerimizin test edildiği, düşüncelerimizdeki samimiyetin sınandığı alanlardır. Düşünce, hayatın alanını genişletmez hatta çoğu zaman daraltır ve ondan uzaklaştırır, ama hayat düşünceyi geliştirir ve zenginleştirir. Hayatta karşılığını göstermediğimiz hiçbir iddia makbul ve geçerli değildir. Tam da bu sebepten tüm dünyanın faydalandığı büyük buluşları yapan inançsız bir adama karşın günlük ibadetlerini asgari düzeyde yerine getiren inanmış bir adamı tercih etmemiz emrolunmuştur bize. İnancımıza göre biri, kendinden başka kimseye faydası dokunmamış bile olsa Peygamberlerle haşrolacak, diğeri ise büyük düşünce ve buluşlarına rağmen imansız gitmişse kaybedenlerden olacak.

Yüce Allah, -taat ve ibadet etmek suretiyle imar etsin diye- insanoğlunu yeryüzüne halife kılmıştır....

Eylül 2012 tarihinde yayın hayatına başlayan dergimiz İlim ve İrfan’ın yüzüncü sayısıyla...

İlim ve İrfan dergisinin 100. sayısı özel sayı olarak tasavvuf dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016