Hesap sormayı severiz. Sorgular ve eleştiririz. Büyük bir haz duyarız hata ve eksikleri saymaktan. Bir açık bulmak için can atarız. Evet, insanız ve daima bir kusur ararız. Bunun yanında hesap vermekten hoşlanmayız. Eleştirilmekten nefret ederiz. Yaptıklarımızın sorgulanması bizi öfkelendirir. Ayıplarımızın, kusurlarımızın ortaya dökülmesi bizi huzursuz eder. Mahremimize birilerinin girmesini asla istemeyiz.
Böyledir insanoğlu. Söz konusu başkası olduğunda, onu en acımasız şekilde eleştirmekten geri durmaz. Kendisi söz konusu olduğunda ise asla toz kondurmak istemez nefsine. Başkasının tenkidinden rahatsız olur ama kendi kendini hesaba çekmeye de asla yanaşmaz. Batılı düşünce yapısı ve modern hayat ideologları bize kendine güvenmeyi telkin eder daima. Her ne olursa olsun üste çıkmayı, asla vicdan azabı duymamayı. Başkasını yenmek/alt etmek için daima fırsatlar kollamayı. Ötekine karşı olabildiğince acımasız ve zalim, kendine karşı daima merhametli ve şefkatli olmayı. Batının mottosu şudur: Cennet benim, öteki cehennemdir.
İslam ise kardeşinin ayıp ve kusurlarını örtmeyi, karşısındaki her zaman nefsinden üstün görmeyi öğütler. Kendini aciz, günahkar, eksik görmeyi emreder din. Yani ötekine karşı merhametli ve iyi niyetli, kendi nefsine karşı sert ve acımasız olmayı, uyulması gereken bir emir olarak belletir müntesiplerine. Burada iki perspektiften, iki hayat tarzın¬dan söz ediyoruz. Birbirine zıt iki yaklaşım ve düşünme şeklinden yani. Aynı zamanda burası temel çatışma noktasıdır da. Biri, İslam, ötekini setretmeyi, ayıbını örtmeyi şiddetle emrederken, diğeri ise ötekinin yanlışını, kusurunu bulmayı, mahremini araştırıp didiklemeyi ve bunu ona karşı bir şantaj, bir güç olarak kullanmayı öğretir. Biri kendi günah ve ayıplarıyla meşgul olması gerektiğini tavsiye eder insana. Diğeri her ne olursa olsun üstün çıkmanın püf noktalarını öğrenmeyi telkin eder.
İşin özü şudur: Hesap sormadan evvel hesap vermeye hazır olmalıyız, başkasının noksanlarından önce kendi nakısalarımızla yüzleşmeyi becerebilmeliyiz. Tavus kuşunun hikayesindeki gibi. Klasik tasavvuf metinlerinde geçen bir menkıbe var, konuyu özetliyor adeta: Tavus kuşu tüm ihtişamına ve rengarenk tüylerine, kanatlarına rağmen gururlanmaz asla. Güzelliği onu sarhoş etmez. Hiç kimsenin fark etmediği ayaklarının siyahlığı onu daima hüzünlendirir. Denir ki; tavus kuşu devamlı “çirkin” ayaklarının yasını tutmaktadır. Kimse farkında değildir ama olsun: Ayakları ve parmakları çirkindir ve bu mahzun olması için yetiyor ona. Bundan dolayı Montaigne der ki: “Tavus kuşuna haddini bildiren ayaklarıdır.”
İnsan da öyle olmalı: Güzelliği kendinden bilmemeli, hata ve noksanlarını araştırıp bulmalıdır. Eksiklerinin üzüntüsüyle başı eğik dolaşmalı, mağrur olmamalıdır. Kendisini başkasından üstün görmemeli, ne kadar iyi olursa olsun, kendinde bir “çirkin ayak” bulmaldır. Başkası söz konusu olunca da, yine bir menkıbede geçen o ince tavrı sergile¬melidir insan: Allah dostu, kokuşmuş, vahşi hayvanlarca paramparça edilmiş, başına sineklerin ve kargaların üşüştüğü bir leşi hayranlıkla seyreder. Etrafındakilerin şaşkın bakışlarına aldırmadan uzun uzun baktıktan sonra der ki: “Ne kadar güzel, beyaz ve düzgün dişleri var, görüyorsunuz değil mi?” İnsan da öyle olmalı: Başkası söz konusu olduğunda, kokuşmuş, günahlara dalmış, tümüyle batmış bile olsa onda hürmete ve muhabbete değer bir sağlam “diş” aramalı ve bulmalıdır.Bütün mesele şudur: İnsanoğlu hesap sormadan hesap vermeyi, başkasını eleştirmeden evvel kendini sorgulamayı bilmelidir. İslam ahlakının bize öğütlediği budur. Bir parmağınızla karşınızdakini işaret ettiğinizde üç parmağınız sizi göstermektedir, derler. Doğru bir söz. Hem bazılarımız, günah işleme imkanına sahip olmadığı için temiz kalabilmişler belki de. Kimbilir belki ötekinin imtihanı ve sınanmaları daha ağırdır. Özlü sözdür, çok sık tekrarlanır, burası tam yeridir: “Hiç kimse sınanmadığı günahın masumu değildir.”
Evet, masum değiliz hiçbirimiz.

Yüce Allah, -taat ve ibadet etmek suretiyle imar etsin diye- insanoğlunu yeryüzüne halife kılmıştır....

Eylül 2012 tarihinde yayın hayatına başlayan dergimiz İlim ve İrfan’ın yüzüncü sayısıyla...

İlim ve İrfan dergisinin 100. sayısı özel sayı olarak tasavvuf dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016