SAADETTİN ACAR | Ekim | 2014 | BAŞLARKEN
Kurban yaklaşmaktır, yakınlaşmaktır.
Cenab-ı Allah insana şahdamarından daha yakın olduğu halde o bunu idrak etmez çoğu zaman. Gaflet ve masiyete dalar.

Unutur ve uzaklaşır. Fıtratından uzaklaştığı kadar Rabbinden de uzaklaşır. Bununla birlikte insana kendisinden bile yakın olan yüce Yaratıcı, insanın da kendisine yakın olmasını, daima kendisiyle birlikte olmasını istemektedir. İhsan makamı da budur zaten. İşte kurban ederek ve kurban olarak bu yakınlığı yeniden elde etme imkanı bulur insanoğlu. Yakınlaştıkça daha çok sevecek ve sevdikçe daha çok yaklaşacaktır.

Kurban kendinden vazgeçmek, kendini tümüyle feda etmektir. Beklenti içine girmeden, karşılık beklemeden kendini adamak. Bütün iddialarından sıyrılıp kendini Sevgili'ye sunmak. İnsan çünkü nefs ve şeytanın tasallutu altında hayat sürer. Onların telkinleriyle hareket eder. Onlar da, insanı daima saptırmaya ve yoldan çıkarmaya çalışır. Yaptığı her işe bir iddia katmasını, “ben” demesini isterler ondan. Kibir ve gururla burnu kalkık olsun, böbürlenerek yürüsün, varlığa meydan okusun diye onu tahrik ederler. Halbuki bir hiçtir o ama bunu bilmez. Yaradanı olmasa onun ne kıymeti var ki! İşte kurban, sembolik bir ifadeyle insanı olması gerektiği yere çağırıyor: Nefsini kurban etmesini, benliğinden sıyrılmasını ve kendini tümüyle teslim etmesini.

Kurban keserek, kan akıtarak içimizdeki vahşi ve hayvani duyguları dışarıya akıtmış oluyoruz. İnsan çünkü fesat çıkarmaya ve kan akıtmaya çok meyillidir. Öyle yaratılmıştır, yapacak bir şey yok. Ta yaratılışımızda meleklerin bizi tanımladıkları husustur, kan akıtmak ve fesat çıkarmak. Bu duygu mayamızda var. İşte kurban kesmekle yani kan akıtmakla içimizdeki bu vahşi ve hayvani duyguya bir gem vuruyoruz. Kan akıtma isteğimizi bir ibadet şeklinde dışa vuruyoruz.

Direnmek değil teslim olmak

Kurban olmak teslim olmaktır. Allah Tealaya, Resül-ü Zişan’ına, Onların emir ve yasaklarına kayıtsız şartsız boyun eğmektir. O emirler ve yasaklar için her şeyden vazgeçmeye hazır olmaktır. Bilmeli ki insanoğlu, kurtuluş direnmekte değil teslim olmaktadır. Teslim olmak yani hakiki anlamda Müslüman olmak. Efendimizin mektuplarında buyurduğu gibi, “Müslüman ol, selamete er!” Kurban ibadetinin kökeninde işte o mutlak teslimiyete bir çağrı vardır. Bir de şu var: Hakikat ehli nefsini kurban ederken, başka bir şeyi değil sadece Allah’ın rızasını ummaktadır. Ne cennet umuduyla ne de cehennem korkusuyla yaklaşırlar O’na. O’nun zatına ermektir en büyük muradları. O’nun cemaline gark olmaktır en büyük dilekleri. Hem nefsin hakiki sahibi kim? Kim, kime, neyi veriyor? Allah’ın olanı yine Allah’a vermek bir lütuf ve cömertlik midir ki?

Bunun yanında kurban ederek, kurban olarak bayram edenler var. Bayramı ve sevinci kurban olmakta yani feda olmakta, teslim olmakta, yakın olmakta bulanlar var. Onların bayramı Sevgili'ye kurban olmaktır. En büyük hazzı kendini karşılıksız O'na vermekte bulurlar. Onlar O’na kurban olurken, O onlara bayram oluyor. İşte hakiki kurban ve hakiki bayram.

Evet, yılda bir kere bir hayvanı kurban etmek, her gün ve her an kurban etmemiz gereken nefsimize bir hatırlatmadır. Allah’ın ve Resul’ünün emirleri önünde tüm benliğimizden, isteklerimizden vazgeçip her şeyimizi terk etmemizi salık verir bize.

Fuzuli Hazretleri gibi söylemek en iyisi:
Yılda bir kurban keserler halk-ı âlem iyd içün
Dembedem saatbesaat ben senin kurbanınam.

Yüce Allah, -taat ve ibadet etmek suretiyle imar etsin diye- insanoğlunu yeryüzüne halife kılmıştır....

Eylül 2012 tarihinde yayın hayatına başlayan dergimiz İlim ve İrfan’ın yüzüncü sayısıyla...

İlim ve İrfan dergisinin 100. sayısı özel sayı olarak tasavvuf dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016