SAADETTİN ACAR | Aralık | 2013 | BAŞLARKEN
Sahabe-i kiram efendilerimiz bu ümmetin gözbebeğidir. Bu tespit, Müslümanların asırlardır tekrarlaya geldikleri bir hakikatin altını çizmekten başka bir şey değildir. Onlardan sonra hiç kimse İslam’ı onlar kadar anlamayacak, özümsemeyecek ve yaşamayacaktır çünkü. Ve onlardan başka hiç kimse, dünya gözüyle canımız Efendimizi bir daha göremeyecektir.

İslam dininin sahih bir şekilde bugüne ulaşmasındaki en büyük pay hiç şüphe yok ki onlarındır. Çünkü onlar, dinin temel kaynakları olan ayet ve hadisleri en güzel biçimde kayda geçirip bir sonraki nesle aktarmışlardır. Ve onların gayreti ve ihlasıyla İslam, küçük bir beldeden dünyanın en büyük metropollerine kadar ulaşmış ve yeryüzünü fethetmiştir.

Vahyin biricik şahitleri
Onlarla ilgili en ufak bir şüphe bizi dinin temel kaynakları konusunda şüpheye sevk edecektir. Öyle ya Peygamber Efendimizin ağzından çıkanları biz, sadece onlardan duyduk. Vahye ilk onlar muhatap oldu ve o güzeller güzeli Peygamberin sohbetiyle, hitabıyla sadece onlar müşerref oldu. Ama bu kadar değil. O sözlerin hangisinin Allah kelamı ayetler olduğunu, hangisinin hadis olduğunu da onların sözlerinden öğrendik. Çünkü Efendimiz, “Bu vahiydir, Allah’tan Cebrail vasıtasıyla bana gelmiştir.” dediklerini, yine O’nun tespit ettiği yere onlar yerleştirmiş, onun dışındaki sözlerini de hadis olarak yine onlar kayıt altına almışlardır. Buradaki ince noktayı gözden kaçırmamak lazım: Bugün elimizde bulunan Mushaf-ı şerifin bu şekilde ve bu tertipte olacağının tek şahidi o ashab-ı kiramdır. Başka şahit yok.

Tabii buradan, ayet ve hadisler arasında ayrım yapmanın, birine sımsıkı yapışıp –ya da yapıştığını iddia edip- diğerini ise tartışma konusu haline getirmenin ne kadar temelsiz ve çürük bir anlayış olduğu sonucuna da varıyoruz. Çünkü iki kaynağı da bize ulaştıran aynı silsile olduğuna göre, aynı şekilde onlarla güven ya da güvensizlik de iki kaynağı etkileyecektir.

Tertemiz ve pak bir nesil Sahabe-i kiram nesli, çilekeş bir nesildir. Bu din uğruna en büyük acıları onlar çekmiş ama buna rağmen onun muhafazası noktasında asla atalet ve korkaklık göstermemişlerdir. Onların o büyük imanı ve cesareti sayesinde İslam dini büyümüş, kıtalar boyu genişlemiş ve milyonlarca insana ulaşmıştır. Bu uğurda canlarını ve mallarını feda etmekten kaçınmamış, Efendimize ve O’nun getirdiği yüce mesaja her şeyden daha fazla ehemmiyet vermişlerdir. Tarih bu nesil kadar fedakar ve cefakar başka bir topluluk tanımamış, tanımayacaktır. Sıkıntılar, işkenceler, zulüm ve acılarla geçen bir hayat yaşamışlar ve kelimenin tam anlamıyla bu uğurda kendilerini feda etmişlerdir. Her Müslümanın onlara karşı bir vefa borcu vardır, onu ödemelidir. Bizleri bu büyük İslam nimetiyle buluşturdukları için onlara teşekkür etmeliyiz. Çabalarını ve muhteşem hizmetlerini her daim hayırla ve duayla anmalıyız. Hem bilmeliyiz ki, bu din yeryüzünde hayatiyetini sürdürdüğü sürece –ki Allah’ın vaadi haktır, İslam kıyamete kadar yaşayacaktır- onlar bu berekete ve hayra ortaktırlar. Çünkü onlar bu ümmetin öğretmenleri, öncüleri ve rehberleridir.

Sözün başında söylediklerimizi tekrarlayalım: Sahabe-i kiram bu ümmetin gözbebeğidir. Onları sevip hürmet etmek bu ümmetin üzerine büyük bir vazifedir. Onları sevmek iman alametidir.

Milli ve dini hatıralarını her yıl canlandırmak, bütün haşmet ve ciddiyetleriyle kutlamak;...

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktır....

İlim ve İrfan dergisinin Kasım sayısı çıktı. ...

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016