SAADETTİN ACAR | Ekim | 2013 | BAŞLARKEN
Hacca gitmek üzere çok söz söylenebilir, söylenmiştir. Ama bir de hacca gidememek var ki, üzerinde çok az durduğumuz bir meseledir. Hacca gidenler çok şey anlatır da, onun hasretiyle yanıp tutuştuğu halde gidemeyenlerin sessiz çığlıkları var ki, daha fazla şey anlatır duyabilenlere.

Bundan dolayı haccın güzelliğini bir de, hacca gidemeyenlerin hüznünde, bu sene de olmadı, diyenlerin gözyaşlarında aramak gerekir derim. Bir ibadet ki, gidenleri kadar, hatta belki daha fazla gidemeyenleri gözyaşlarına boğar. Tabii ki bir de gidip de dönmeyenler, dönemeyenler, dönmemek üzere gidenler var ki, bu apayrı bir bahis. Çünkü gitmek mi zor, dönmek mi, çok da bilinmez. Ömrünün son demini Mekke’de, Medine’de geçirip son nefeslerini orada vermek isteyenlerin, bunun için dua edenlerin sayısı hiç az değil çünkü.

Şurası kesindir ki; bazen onu çokça isteyip de gidemeyenler, gidenlerden daha büyük sevaba ve mağfirete erer. Gidememenin verdiği acı, bazen olur ki Allah Teala indinde, bir hacdan daha fazla bir mükafatla karşılık bulur. Ayette, Peygamber Efendimizle birlikte savaşa katılamayanların durumu anlatılır, acılarından ve gözyaşlarından övgüyle söz edilir. Aynı durum hac konusunda da konuşulabilir.

Hac tefekkürdür...

Merhum Turgut Cansever, haccın bütünüyle bir tefekkür olduğunu, tüm simgelerin bir büyük fikir ummanına kapı araladığını belirtmişti bir konuşmasında. Hoca, tavaftan sa’ye, şeytan taşlamadan vakfeye tüm bu merasimlerin Müslümanın günlük hayatında tekabül ettiği derin bir mana olduğuna işaret etmişti. Evet, hac eda edilip dönülen, geride bırakılan bir hareketler ve seramoniler toplamı değildir. Bir yapının etrafında dönmek, bir tepeden bir tepeye gidip gelmek, bir çukura taş atmak, bir dağ/tepede durmakla haccın formaliteleri tamamlanır. Ama ya manası? Dolayısıyla büyükler haccın bitirilen bir ibadet olmadığının, hayata eşlik eden, ona karışan, ömür boyunca insana yön veren bir manası olduğunun hep altını çizmişlerdir.

Müslümanların gönlünde hac, yolunda her şeyin feda edilebildiği bir ibadettir. Buna can da dahil. Hac yolundaki karıncanın hikayesi meşhurdur, anlatılır: Uzak diyarlardan, ancak mercekle görülebilen o küçücük ayaklarıyla dağları, ovaları aşıp Mekke’ye varmayı hedefleyen karıncaya, buna ömrünün yetmeyeceği, oraya varmak için onyıllar gerektiği söylenmiş ve “Hacca varmadan telef olursun, ölürsün, gel vazgeç!” dediklerinde, “İyi ya” demiş karınca, “varamasam da o yolda ölürüm en azından.” Bu menkıbe, meselemizi özetliyor aslında: Bir şeye niyet etmek ve niyeti amele dönüştürmek en temel vazifemizdir. Yoluna baş koyduğumuz işin bitip bitmemesi, başarılıp başarılmaması bizi aşan bir iradedir ve biz ondan mesul değiliz.

Ve kurban...

Kurban bizi, sadece Allah’a değil birbirimize de yaklaştırır.

İfadeyi şöyle düzeltebiliriz: Allah’a yaklaştıran tüm ibadetler, zaten insanı insana da yaklaştırır. Sufiler, Allah’a giden yolun insanlardan geçtiğini, insanın insanla imtihanını başarmadan, münasebetini doğru bir zemine oturtmadan Allah’a varılamayacağını ifade ederler. Meşhur ifadeyle söylersek, “Allah, insana, insandan tecelli eder.”

Bu durum kurban için de söz konusudur: Kurban, bir yönüyle bizi birbirimizden uzaklaştıran, aramıza duvarlar ören nefs ve kibir putlarını yıkmakta, öte yandan akıttığımız kanla içimizdeki hayvani vahşeti ve öfkeyi de boşalmaktadır. Kurbanın maddi olan kısmını, etini dağıtmakla da aramıza her ne girdiyse onu elimizin tersiyle itmiş olur, kardeşliği ve merhameti yeniden hatırlamış oluruz. Mesele bu sadelikte ve bu yalınlıktadır.

Bayramınız bayram olsun.
Kurbanınız kurban olsun.

Ben fakir bir kul olarak, Şeyh Hazretlerinin adap ve ilkelerine...

Önce şu temel ilkeyi koyalım: Allah Teala niyetlere bakar ama insanlara da eylemlerimiz dokunur....

İlim ve İrfan dergisinin Temmuz, 2020 sayısı (sayı: 95) "Kalbin ameli olarak niyet" dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016