İLİM VE İRFAN | Mart | 2015 | AYIN KONUSU | Okunma: 1271
O’NUN İÇİN VERİRSEN YERİ FAZLASIYLA DOLAR

İnfak, Allah Tealanın hoşnutluğunu kazanma niyetiyle yapılan harcamadır. Kullar, sadece namazla, oruçla, hacla kazanmaz Allah’ın rızasını. Kazancımız ve harcamamızla da Allah’ın razı olacağı hayatı yaşayabilmeliyiz. İslam, bölümlerin değil bütünün dinidir. Haram lokmayla beslenen vücuttan ibadete dair sağlıklı adımların atılması mümkün olabilir mi?

İnfakın hakkıyla gerçekleşmesi için alınteriyle, emekle meydana gelen helal kazancın hayatımızın merkezinde yer alması gerekir. Herkes, öncelikle emeğiyle kendisinin ve yükümlülüğü altındakilerin ihtiyacını karşılamaya çalışmalıdır. Zira bir hadis-i şerifte belirtildiği üzere kişi elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir şey yememiştir. (Müsned, II, 334) Peygamberimiz dul ve yetimlerin geçimini bizzat üstlenmiş, Hazret-i Ömer de bu uygulamayı resmileştirmiştir.

Bizim hayat kaynağımızın özünde yaşama ve yaşatma vardır. Yaşamak, İlahi ölçülere ve rızaya uygun bir hayat nizamı; yaşatmak da mahlukata karşı şefkat ve merhametin kalbimizden fiiliyata dökülmesidir.

Dünya üzerindeki nice mazlum gönüller kendilerine dokunacak merhametli yüreklere muhtaçtır. Onlardan çok daha fazlasıyla bizlerin katılaşan yüreği, onların arşı titreten seslerine, dualarına muhtaçtır.

Hazret-i Peygamber şöyle buyurur, “Cennete ancak merhametli olan girer.” Sahabe-i kiram şöyle der, “Ey Allah’ın Resulü, hepimiz merhametliyiz.” Efendimiz de, “Sadece kendisine karşı merhametli olan kişi merhametli sayılmaz. Merhametli kişi hem kendi nefsine hem de başkalarına merhamet eden kişidir.” (Suyuti, Camiü’s-Sağir, 9961) İslam bizi daima kardeşlerimize karşı hayra, iyiliğe, merhamete çağırmakta, bu hususta bizleri teşvik etmektedir. Merhamet, sadece gönlün titreyişi, gözlerden akan yaş değildir. Bunlarla birlikte bilhassa malın, servetin, kazancın ihtiyaç sahiplerine ulaştırılmasıdır. Malını, servetini kalbinde tutmaya alışmış birinin onu oradan çıkarması, o emaneti Allah’ın kullarına, mahlukatına sunabilmesi ne kadar zordur. Bu zorluk infakın ortadan kalkmasına nifakın, kötülüğün her yeri sarmasına sebep olur.

Tasavvuf hayatında helal kazancın ve infakta bulunmanın müstesna bir yeri vardır. Tembellik, atıllık, dünyayı bütünüyle terk asla makbul bir hal değildir. Makbul olan, alınteriyle çalışmak, kazanmak bu kazancı da Allah’ın hoşnutluğunu isteyerek muhtaçlara ulaştırmaktır.

İnfak edememenin özünde fakirlik korkusu ve cimrilik vardır. Bu korkulara karşı Rabbimizin ikazı şöyledir,“Şeytan sizi fakirlikle korkutur ve size cimriliği telkin eder. Allah ise size katından bir mağfiret ve bir lütuf vaat eder. Allah her şeyi kuşatan ve her şeyi bilendir.” (Bakara, 268)

MܒMİNİN AYIRICI VASFI İNFAK ETMEK
PROF. DR. ALİ AKPINAR

Kur’an-ı Kerim’de maddi ve manevi arınma aracı olan yardımlaşma ile ilgili olarak infak, tasadduk, hayır, hasene, zekat gibi pek çok kavram yer alır. Bunların her biri vermenin farklı versiyonlarına işaret eder. Bu, Müslüman için verme zenginliğinin de göstergesidir.

Bu kavramlardan infak, sadaka, hayır, hasene bütün Müslümanları ilgilendiren ve hatta bütün mü’minlerin temel özelliği olan eylemlerdir. Şöyle ki her Müslüman sahip olduğu az veya çok variyet, saygınlık, makam, mansıp, ilim, birikim, beceri ve benzeri şeyleri Allah yolunda harcamakla, Allah’ın kullarının hizmetine sunmakla yükümlüdür. Sadaka sıdk ve sadakat kökünden gelir. Çünkü sadaka vermek, kullukta sadakatin göstergesidir. Zira sadaka veren mü’min, Allah’ın malını, Allah’ın kullarına, Allah ver dediği için vermektedir. Hayır, her türlü hayrı; hasene ise her türlü iyilik ve güzelliği içine alır.

Temizlemek, arınmak, artmak anlamlarına gelen zekat/tezkiye kavramları da her mü’min için söz konusudur. Ancak mali bir ibadet olarak zekat İslam’a göre zengin Müslümanların yerine getirmesi gereken bir görevdir.

Kutsal kitabımız ilk sayfalarında bizlere gerçek müminlerin, muttakilerin tanımını yapar: Muttakiler, Allah’ı hesaba katarak yaşayanlar, O’ndan sakınanlar, O’na karşı sorumluluklarını yerine getirenlerdir. Onlar gözleriyle görmedikleri halde Allah’a inanırlar, namazı adamakıllı kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler.

Görüldüğü üzere ayetlerde mü’minlerin üçüncü temel özelliği olarak infak sayılıyor. İnfak, zenginliğin değil, mü’minliğin temel şartı olarak sayılıyor. Tabiidir ki, infaktan önce sayılan iki temel özellik, sahibini infaka hazırlayan esaslardır. İman ve namaz. Gerçek anlamda inanmak ve gereği gibi namaz kılmak. Üçüncü olarak da infak.

KAZANCI İNFAKLA TEMİZLEMEK
ABDULLAH TAHA ORHAN

“Onlar ki zekat vermek için çalışırlar.”(Mü’minun, 4)
Mü’minun suresinin başında âlemlerin Rabbi mü’minleri tarif ederken önce namazlarını huşu ile kıldıklarını, sonra boş işlerle uğraşmadıklarını ve ardından da zekat vermek için çalıştıklarını beyan eder. Ayetin ifadesiyle mü’minler çalışırlar fakat zekat vermek için çalışırlar. Mü’minin mü’min olabilmesi, imanın iman olabilmesinin yolu işte bu ayetlerde Cenab-ı Hakk’ın buyurduklarından geçmektedir. Dolayısıyla imanla, namazın, namazda huşunun, malayaniden uzak durmanın, çalışmanın ve fakat zekat verebilir hale gelmek için çalışmanın bir irtibatı vardır. Mü’minun suresinin bu ilk dört ayetinde İslam’ın beş şartından ikisi doğrudan zikredilmiştir: Namaz ve zekat. Bu ayetlerde namazla ilgili olarak hususan huşu zikredilirken, zekatla ilgili olaraksa çalışmak zikredilmiştir. Zekat yeterli mali gücü olan mü’mine farzdır elbette fakat ayet bunu beyan etmekle kalmamış, mü’minleri zekat verebilir hale gelmeye, bu farzı ifa edebilmek için yeterli nafakayı elde etmeye, hasılı çalışıp kazanmaya teşvik etmektedir. Rahman olan Allah Teala kendi zatı için, “O, her gün yeni bir iştedir.” (Rahman, 29) buyurduğu gibi, kullarından da bir sonraki ayet-i kerimede ifade edildiği üzere sürekli, O’nun vechi üzere –livechillah- faaliyette olmalarını ister. Her ne kadar sufiler çoğunlukla, bir lokma bir hırka tabiriyle anılır olsalar da, aslında hakikat böyle değildir. Sufiler de elinin emeği ile çalışıp kazanmanın ve infak edebilir, zekat verebilir hale gelmenin ehemmiyetini bittabi takdir etmişler ve seyr-ü sülûkleri elverdiği nispette ellerinin emeğiyle geçinmişler, çalışıp kazanmışlardır.Nitekim halka el açmamak, sufilerinedeplerinden olagelmiştir.

CÖMERTLİK CENNETE CİMRİLİK CEHENNEME GÖTÜRÜR
DOÇ. DR. SELAHATTİN YILDIRIM

Mü’min ahlakı açısından cömertlik ve infak bir kuşun iki kanadından biri mesabesindedir. Çünkü dinimiz, Allah’ın emirlerine saygı ve mahlukata karşı şefkatten ibarettir. Kur’an-ı Kerim’in girişi, önsüzü ve özeti mahiyetinde olan Fatiha suresini okuyarak namaz kılan mü’minler günde kırk defa Allah’tan sırat-ı müstakim üzere bulunmayı istemektedirler. Bakara suresi ile Kur’an’ı inananların idraklerine veren Allah Teala, işte sırat-ı müstakim bu Kur’an’dır, demek istemiştir. Bakara suresinin ilk ayetleri Kur’an’dan istifade edebilme yollarını gösterir. Buna göre Kur’an’dan azami derecede istifade edenler, takva sahibi olanlar, gayba inananlar, namaz kılanlar ve infakta bulunanlardır. Görüldüğü gibi cömertlik ve infak Kur’an’dan istifade edebilme yollarından birisi olarak sayılmıştır. Bir insan ne kadar dindar olursa olsun mahlukata karşı şefkat ve merhametten yoksun olursa Allah’a yaklaşamaz, cennete yaklaşamaz, insanlara yaklaşamaz ve cehennemden uzak olamaz. Ebu Hureyre (ra) kanalıyla gelen hadislerinde Efendimiz (sas) şöyle buyurdu: “Cömert Allah’a yakın, cennete yakın, insanlara yakın, cehennemden uzaktır. Cimri Allah’tan uzak, cennetten uzak, insanlardan uzak, cehenneme yakındır. Muhakkak cahil de olsa cömert insan cimri olan abidden Allah’a daha sevimlidir.” (Tirmizi, Birr, 40) Cabir bin Abdullah’ın (ra) rivayet ettiği hadislerinde ise şöyle buyurmuşlardır: “Cömertlik gövdesi cennette, dalları yeryüzünde olan bir ağaçtır. Kim bu ağacın bir dalına tutunursa o dal onu cennete çeker. Cimrilik ise gövdesi cehennemde, dalları yeryüzünde olan bir ağaçtır. Kim bu dallardan birisine tutunursa o dal onu cehenneme çekip sürükler.” (Ebu Nuaym, Hilyeti’l-Evliya, VII, 92; Hatib el-Bağdadi, Tarihu Bağdad, IV, 136; Münziri, Erbaune Hadisen fi’s-tınai’l-Ma’ruf, s. 64)

(Dosya yazılarının tamamı İlim ve İrfan dergisi Mart (2015) sayısında.)

Milli ve dini hatıralarını her yıl canlandırmak, bütün haşmet ve ciddiyetleriyle kutlamak;...

Bakmakla yetinmek, yüzeyde, çeru çöpte kalmaktır....

İlim ve İrfan dergisinin Kasım sayısı çıktı. ...

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016