İLİM VE İRFAN | Eylül | 2014 | AYIN KONUSU | Okunma: 1023
MܒMİN MܒMİNE MUHTAÇTIR

İslam’ı bütün hususiyetleriyle, bütün amaçlarıyla, bütün kurumlarıyla yaşayabilmesi için bir müminin başka müminlere ihtiyaç vardır. Namaz kılmak için cemaate, bir camiyi yapabilmek için yardımseverlere, zekat vermek için yoksula, ilim öğrenmek için hocaya, cihad etmek için silah arkadaşına muhtaçtır.

Ahlaki erdemleri gerçekleştirmek için de söylediklerimiz geçerlidir: Tevazuyu yaşayabilmek, hoşgörülü olabilmek, diğergam davranabilmek için hep bir başkasına muhtacız.

Çünkü İslam; Budizm, Hinduizm ya da bazı Hristiyan mezhep ve tarikatlarında olduğu gibi, ideal olarak dağ başlarında, dere kenarlarında, mağara kovuklarında yalnız başına yaşanan bir din değildir. Aksine daha İslam’ın ilk günlerinden itibaren Peygamber Efendimiz’in (sas) etrafı hep kalabalık olmuştur. Farklı muhitlerden gelen sahabelerin varlığı bize Efendimiz’in (sas) tebliğ çabasını gösterir. İlk yıllarda, Müslüman cemaatin, sahabeden Erkam’ın (sas) evinde çok sık bir araya geldiğini biliyoruz. Bu birliktelikler, o ilk şanlı sahabe neslini yetiştirmişti.

Medine’ye hicretten sonra da durum farklı değildi. Efendimiz (sas) orada, sosyalleşmeyi ve dayanışmayı benzersiz bir kıvamda sergilemişti. Sahabeler birbirleriyle, sıradan komşular, arada bir birlikte takılan ahbaplar değil, fiilen aynı evleri aylarca paylaşan aileler olmuşlardı.

Mü’min yalnızken zayıf, kardeşiyle güçlüdür. Bu bakımdan İslam en ideal biçimde bir topluluk içinde, aynı ideale yönelmiş mümin bireylerden oluşan bir cemaat içinde yaşanır. O topluluğun üyesi, diğerlerine bakarak kendisine çeki düzen verir, yanlışlarını görür, yanlışları görmemeyi öğrenir, heyecanı azaldığında heyecan, şevki zayıfladığında şevk aşısı yaptırır.

Özellikle acımasız ekonomik ve soysal şartların yaşandığı, kişinin etrafındaki günah çemberlerinin her geçen gün daha da daraldığı günümüz dünyasında, mü’minin müminlerden oluşan bir topluluğa sığınmaya, oradan güç almaya ihtiyacı daha çok artmıştır.

Dosyamız bu önemli konuyu farklı açılardan ele alan birbirinden önemli yazılardan oluşuyor. Hayırlı olması, hayra vesile olması temennisiyle.

BİR TOPLULUĞUN İÇİNDE OLMAK:
ZARURETLER, AVANTAJLAR, RİSKLER
Y. DOÇ. DR. EBUBEKİR SİFİL

İnsanlığın son kurtuluş adresi olan İslam, müntesiplerine yönelik olarak her neyi emretmiş ve her neyi yasaklamışsa, bunların tamamının kurtuluş ve saadetin vazgeçilmezleri olduğunu vurgulayarak başlayalım. Dolayısıyla bilmeliyiz ki, Kur'an ve Sünnet'te yer alan her hüküm, hem birey hem de ümmet olarak selametimizin biricik güvencesidir. Bu sebeple her Müslüman, Kur'an ve Sünnet'te yer alan hükümlere birer "kurtuluş ve saadet reçetesi" olarak bakar ve bu hassasiyetlerle onların tamamını bireysel ve toplumsal hayatına aktarmanın gayreti içinde olur.

Kur'an'da yer alan, "Ve hepiniz Allah Teala'nın ipine sımsıkı sarılın ve birbirinizden ayrılmayın. Ve Allah Teala'nın üzerinizde olan nimetini de hatırlayın ki, siz birbirinize düşmanlar iken Allah Teala kalplerinizi birleştirdi de O'nun nimeti sebebiyle kardeşler oluverdiniz. Sizler bir ateş çukurunun kenarında iken sizi ondan O çekip kurtardı. İşte Allah Teala ayetlerini sizlere açıklar, ta ki hidayete erebilesiniz" (Âl-i İmrân, 103) ferman-ı ilahîsini gördüğümüzde anlarız ki, bir ve beraber olmak bizim tercihimize bırakılmış bir husus değil. Tam tersine, birlik-beraberliğin muhafazası Allah Teala'nın kesin emridir; yani "farz"dır!

MÜSLÜMANLARIN BİRLİKTELİĞİ VE SOSYAL HAYAT
PROF. DR. ALİ AKPINAR

Nübüvvet görevi verilmeden önce Peygamberimize yalnızlık sevdirilmişti. O, şehirden ve insanlardan uzaklaşıyor, Mekke’nin yüksek dağlarının birindeki Hira mağarasına gidiyor ve orada günlerce kaldığı oluyordu. Orada derin düşüncelere dalıyordu. Ne zaman ki kendisine vahiy geldi ve Peygamberimiz yeryüzüne indi, insanların arasına karıştı, bir daha da asla dağlara çıkmadı. O’nun yüce Rabbi ile baş başa kaldığı anlar bile artık mescidde ve insanların arasındaydı. Nitekim O, Ramazan ayının son on gününde mescide itikafa girer, sürekli ibadetle meşgul olur ama beş vakit cemaatle namaz kılmaya devam ederdi. Çünkü İslam dini, insanlığın dini idi ve birlikte yaşanmalıydı. Çünkü insan sosyal bir varlıktı ve hemcinsleriyle birlikte yaşamak zorundaydı. Bu birliktelik karşılıklı olarak bir kısım sorumlulukları da beraberinde getiriyordu. Peygamberimiz, İslam dininde ruhbanlığın olmadığını söylüyordu: “İslam’da ruhbanlık yok, benim ümmetimin ruhbanlığı Allah yolunda cihaddır.” (Taberani)

Yine bir hadislerinde O (sas) şöyle diyordu: “İnsanların arasına karışan ve onlara katlanan Müslüman, insanların arasına karışmayan ve onlara katlanmayan Müslümandan daha hayırlıdır.” (İbn Mace, Ahmed bin Hanbel)

Nitekim Peygamberimiz, insanlardan ayrılıp uzlete çekilmek isteyen ve kendisini tamamen ibadete vermek isteyen ashabını öyle yapmamaları konusunda uyarmıştır.

ALLAH’IN İPİNE BİRLİKTE SARILMAK
DOÇ. DR. SELAHATTİN YILDIRIM

Bir insanın sahip olacağı en değerli varlık imandır. Bu cevhere sahip olan insan Allah katında dünyadan ve dünyadaki her şeyden daha değerlidir. Bu hususu Peygamberimiz (sas) Bera bin Azib’den (ra) rivayet edilen bir hadislerinde şöyle açıklamışlardır: “Allah nazarında dünyanın zeval bulması bir mü’minin haksız olarak öldürülmesinden daha ehvendir.” (İbn Mace, Diyat, 1; Beyhaki, es-Sünenü’l-Kübra, VIII, 42; İbn Ebi Şeybe, el-Musannef, VII, 86)

İmam Gazzali, insanı şaşırtacak, Müslümanı menfi yönde etkileyecek nefs, şeytan, dünya ve diğer insanlar olmak üzere dört düşmanının olduğunu söylemiştir. Bu düşmanlara karşı bir mü’minin sürekli teyakkuz halinde bulunması gerekmektedir.

Ebu Hüreyre (ra) kanalıyla gelen bir hadislerinde Efendimiz (sas) şöyle buyurmuşlardır: “Mü’minin dört düşmanı vardır: Bunlar, haset eden mü’min, buğz eden münafık, saptıran şeytan ve öldürmek isteyen kafirdir.” (Münavi, Feyzü’l-Kadir, V, 292) Bu hadiste nefsten bahsedilmemiştir. Ancak İbn Abbas (ra) kanalıyla gelen diğer bir rivayette nefsin en büyük düşman olduğu şu ifadelerle dile getirilmiştir: “Senin en yaman düşmanın göğüs kafesleri arasındaki nefsindir.” (Beyhaki, ez-Zühdü’l-Kebir, hadis no: 354)

(Dosya yazılarının tamamı İlim ve İrfan dergisi Eylül (2014) sayısında.)

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun....

Bundan tam yedi yıl önce yine bir Eylül ayında yayın hayatına başlayan İlim ve İrfan Dergisi,...

Eylül, 2012’de yayın hayatına başlayan İlim ve İrfan dergisi 8. yılına girdi....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016