İLİM VE İRFAN | Şubat | 2020 | AYIN KONUSU
Bir Geleneğin İçinden Geliyoruz

Atalarımız, eskisi olmayanın yenisi olmaz, der. Eski, hiç eskimeyendir; yeni, eskimezin yeniden düzenlenmesi, yansımasıdır.
Bu sayıda gelenek dosyası hazırladık. Bu meselede sarahet olmayınca veya yanlış yollara sapmak isteyince akıllar ve gönüller karışabiliyor. Büsbütün sahiplenmek veya büsbütün inkar, körlükten ve aşırılıktan başka bir şey değildir. Tıpkı insan gibi vahiy de bir gelenekle, peygamberlik de bir gelenekle inmiş, var olmuştur. Üstelik, bir musibette; Allah’tan geldik, yine O’na döneceğiz, diyen kullarız. İnsan, elest bezminden itibaren dönüş yurduna kadar bir geleneğe aittir. Mesele, bu geleneği ilk andaki sahih biçimiyle devam ettirebilmek, bozmamak, bozulmamaktır. Peygamberler, bozulan insanı ve insanlığı tashih etmek, manen, ruhen, aklen ve bedenen sıhhatine kavuşturmak için gelmişlerdir. Biz de, Hazret-i Muhammed’in ömrü üzere yaşadığımız müddetçe sıhhatli kalabiliriz.
Sosyal bilimlerde, günlük hayatta, teknik ve teknoloji dünyasında geleneğin yeri yok mudur? Kadim bilgi ve kültürü yok sayan, insanlığın hayır yolundaki çabalarını idrak edemeyen birisi, hayata, hayatına ve geleceğe ne katabilir? Bugün, hangi mimar, Sinan’ı idrak etmeden; hangi şair Yunus Emre’den ilham almadan sağlam ve sağlıklı bir anlayış, bakış ortaya koyabilir ki?
Elbette bütünüyle geçmişe saplanıp kalınmaz, sadece onların çalışma ve çabaları yüceltilmez. Kritik eşik buradadır, geçmişi bugüne getirebilmek, yarına taşıyabilmek. Şayet, biz kendi gücümüzle bunu başaramaz isek her sahada başkalarının hayatlarına, tekniklerine ve imkanlarına özenerek ömrümüzü heba edeceğiz demektir. Arapçada dede-malum-, cedd demektir. Cedd sözcüğü yeni anlamına gelen cedid ile aynı kökten gelir. Niçin, çünkü dede\torun ile kendini yenilemiştir; bu nedenle cedd adını alır.
İşte cedid olmanın yeni olmanın kuralı burada. Dedelerimizin kadim birikimini sahiplenmek, günün şartlarına uygun, insana hayır ve hizmet yolunda yarınlara taşımak. Şayet biz yenilenmezsek, bizden sonrakiler de bu yenilikten mahrum kalır.

Geleneği Olmayanın Geleceği Olamaz
Prof. Dr. Selahattin Yıldırım

Milletlerin kimliklerini ortaya koyma ve korumada dinden sonra en büyük etken geleneklerdir. Bir millet kimliğini ve kültürel bilincini gelenekleriyle sergiler, vitrine gelenekleriyle çıkar. Sosyologların taksimine göre gelenekler çok canlı, yarı canlı ve ölü gelenekler olmak üzere üç kısımdan ibarettir. Bunlardan aklın ve örfün doğru, iyi ve güzel bulduğu, genel ahlak kurallarına uygun olanları -maruf- canlı tutmak ve yaşatmak, böyle olmayanları ise terk etmek gerekir. Maruf gelenekler bir yandan vahye dayanmakta olup diğer yandan ortak aklın ve evrensel hükümlerin kabul ettiği prensiplerden ibarettir. Gelenek-görenek, örf-adet ve töre kavramlarından her birinin içerikleri ve etkileri farklı olduğu için hepsini kapsayacak şekilde genel bir tanımlama yapmak hiç de kolay değildir. Bunlardan geleneği şöyle tarif edebiliriz: Gelenek, uzun zaman toplumda yerleşmiş, halk tarafından benimsenmiş, insanların yaşantılarını ve davranış biçimlerini etkilemiş, yaptırım gücü olan değerler bütünüdür. (Kemal Sandıkçı, Din ve Gelenek, s. 29) Gelenekler toplumsal hayatın ayrılmaz bir parçasıdır. Hem fert hem de toplum hayatını düzene sokma açısından büyük önem arz etmektedir. Çünkü fertler ve toplumlar gelenekler doğrultusunda hayatlarına çekidüzen verirler. Nitekim akla ya da dini hükümlere uygun olsun ya da olmasın adetlerin tümü bir geleneğin tezahürüdür.

Gelenek Bize Ne Söyler?
Doç. Dr. İbrahim Baz

Belli yaşın üzerindeki insanların, toplumun örfünden, adetinden ve geleneğinden koptuğunu dile getirdiğine sıklıkla şahit olmaktayız. Esasında bu şikayet, herkesin yaşına ve görgüsüne göre şahit olduğu örfi uygulamaların ortadan kalkmasını anlatmak ve kötüye doğru bir gidişatın var olduğunu ifade etmek içindir. Peki, nedir bu gelenek ve ondan uzaklaşmaya neden olan unsurlar? Ya da gelenek bizim neyimiz olur ve bize ne söyler?
Gelenek, kelime manası itibarıyla geçmişten gelen demektir. Evlenen kadına, yeni bir yere geldiği için gelen kelimesinden türeyen gelin, kendisine güvenerek geldiği erkeğe de güvenmek kelimesinden türeyen güvey denildiği gibi, gelenek kelimesi de geçmişten gelenlerin toplamını ifade etmektedir. İçerik itibarıyla gelenek, bir toplumun değer verdiği ve kuşaktan kuşağa aktardığı geçmişten gelen birikimdir. Bu nedenle, gelenek kavramının içerisine giren unsurlarda, her kuşakta ortak bir anlam derinliği ve duygu birliği vardır. Gelenek, her devirde belli ölçüde farklı anlaşılarak ve yorumlanarak bazı değişikliklere uğrasa bile, büyük oranda özünü muhafaza eder. Bu durum dini gelenek için de geçerlidir. Peygamberlere göre dinin şeklinde bazı değişiklikler olsa bile, hakikati asla değişmemiştir. Kur’an tabiriyle İslam, bu değişmeyen öz ve hakikatin adıdır. Bu da tevhiddir.
Gelenek bir bilgi meselesi değil anlama, gerekirse yeni yorumlar yapabilme ve yaşatabilmek için özümseme meselesidir. Bir söz ve davranış yığını değil, ruh katan ve bir arada tutan canlı bir nefes gibidir. Geleneği belli bir zaman diliminde ve belli bir formda dondurmak, tarihi tecrübe ile görüldüğü üzere imkan dahilinde değildir.

İslam Geleneğini Yaşayanlar ve Yaşatanlar: Sufiler
Prof. Dr. Süleyman Derin

Gelenek, toplumda genel kabul gören, yapıla yapıla toplum için yaşam biçimi haline gelen toplumsal adetlere denir. Tarikatlarda gelenek ise büyük şeyhlerin içtihatları ile zenginleşen manevi hayatın tüm alanlarını kapsayan yazılı/yazılmamış kurallar bütünüdür. Her din aslını korumak ama zamanın getirdiği yeni isteklere de cevap vermek durumundadır. İslam dini tüm zamanların meselelerine çözüm getirecek prensipleri yüce kitabımızın içinde ve Peygamber Efendimizin sünnetinde gizlemiştir. Ne var ki Kur’an ve sünnet zamanın ruhuna alimlerimiz ve ariflerimizle aktarılır. Bu sebeple kitap ve sünnet kadar onu bize aktaran başta sahabeler sonra da alim ve arifler önemlidir. Zaten gelenek bu iki kesimin katkısıyla ortaya çıkar.

(Dosya yazılarının tamamı derginin Şubat, 2020 sayısında)

Âlemlerin Rabbi olan Allah’a hamd olsun....

Bu yıl mübarek ramazan ayını buruk bir ruh haliyle idrak ettik....

İlim ve İrfan dergisinin Haziran sayısı (sayı: 94) Allah'a kul olabilmek dosyasıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016