İLİM VE İRFAN | Eylül | 2020 | AYIN KONUSU
Zulüm, Hak’tan Sapmaktır

Zulüm, zalim, mazlum insan hayatının en mühim kavramlarındandır. Bunun yanında adalet de öyledir. Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerifler bu kavramlar ve ikazlarla doludur; adil olunuz, zulmetmeyiniz.
İnsan; zayıf, aceleci, hırslı, cimri, sabırsız, azgın, tartışmacı ve cahildir. Bu vasıflar beşer olmamız münasebetiyle hepimizde vardır. Bunun yanında insan; eşref-i mahlukattır. Nur, hidayet, takva, şeref ve takva gibi bizi yücelten kavramlarla ve vasıflarla mücehheziz.
İşte dünya hayatının çekiciliği, nefsin arzu ve istekleri bir de şeytanın saptırması yakamızı bırakmamakta, olumsuz vasıflarımızın galebe çalması için var güçleriyle saldırmaktadır.
Nasıl bedenimiz sıhhatini kaybedince, -parayı ve pulu hiç gözümüz görmüyor- soluğu doğruca hekimin odasında alıyorsak ruhumuzun da hastalığında kapısını çalacağımız bir manevi hekime, tasavvufi ibareyle mürşid-i kâmile ihtiyaç vardır. Biz şöyle mi zannediyoruz: Bütün zalimler tarihte yaşadı, geçti gitti. Yani zulüm artık yok veya biz hiç zulmetmeyiz, zulüm nedir bilmiyoruz, şayet zulüm ve zalim varsa onlar nerededir, kimlerdir bilemiyoruz, bizden uzaklar.
Böyle olsaydı güzel olurdu belki. Ancak gözümüzü hem içimize hem de dışımıza çevirdiğimizde zulmün de zalimin de aynen var olduğunu görürüz. Dünya üzerindeki her mazlum ve her mazlum Müslüman bir zalimin zulmü altındadır. Rabbim, mazlumların yardımcısı olsun; onları zalimlerin elinden kurtarsın.
İçimizde de şirk, fısk, inançsızlık, itaatsizlik, deizm, ateizm, sapkınlık, cahillik kısaca iman dışı ne kadar huy, düşünce, fikir ve amel varsa hepsi manevi bir zulme, manevi bir karanlığa ve hatta manevi bir kansere işarettir. O hücrelerin sökülüp atılması; adaletle, hikmetle, tevbeyle, hidayetle temizlenmesi gerekir. Kendi kendine tedavi olan bir kanser hastası biliyor musunuz? Manevi hastalıklarımız için de ehli bir hekime müracaat şarttır.
Bu sayıda mühim bir meseleyi, zulüm kavramını işledik. Hayırlara vesile olması duasıyla.

Yüce Allah Zulmü ve Zalimleri Sevmez
Prof. Dr. Ali Akpınar

Bir şeyi yerli yerine koymak adalettir. Adaletin tersi zulümdür. Buna göre zulüm; bir şeyi ait olduğu/hak ettiği yere koymamaktır. Kültürümüzde zulüm kavramı, her türlü haksızlık ve kötülük için kullanılır olmuştur. Zira her haksızlık ve kötülükte, bir şeyi yerli yerine koymamak yahut hak etmediği yere koymak vardır. Başkasının hakkını gasbetmek/çiğnemek/yemek, haddi aşmak, haktan sapmak yüce Allah’ın insan için çizdiği sınırları çiğnemek, haramlara düşmek hep zulüm içerisinde değerlendirilmiştir. Ayetlerde Allah’ın, Resülüne indirdiği hükümler, ibadet hükümleri, evlenme ve boşanma kuralları, miras taksimi gibi konular Allah’ın sınırları/hududullah olarak tanımlanmış ve bu sınırları aşanlar zalimler olarak nitelendirilmiştir. “İşte bunlar Allah’ın koyduğu sınırlardır. Sakın onları aşmayın. Kim Allah’ın sınırlarını aşarsa işte onlar zalimlerdir.” (Bakara, 229) Buna göre yüce Yaratıcı’yı tanımamak, O’na herhangi bir şeyi ortak koşmak, O’nun haklarını çiğnemek en büyük zulümdür. Çünkü yüce Allah büyüktür, O’nun hakları da büyüktür. O’nu inkar etmek, O’na ortak koşmak, O’na karşı hadsizlik, O’nun indirdiği ile hükmetmemek de zulümlerin en dehşetlisidir. Nitekim ayetlerde şöyle buyrulmuştur: “İnkar edenler ancak zalimlerdir.” (Bakara, 254) “Allah’ın indirdiğiyle hükmetmeyenler, işte onlar zalimlerdir.” (Maide, 45) “Yalan sözlerle Allah’a iftira edenden veya O’nun ayetlerini yalan sayandan daha zalimi kimdir? Şüphe yok ki zalimler kurtuluşa eremezler.” (Enam, 21) “Lokman, oğluna öğüt vererek: Yavrucuğum! Allah’a ortak koşma! Doğrusu şirk, büyük bir zulümdür, demişti.” (Lokman, 13) “İşte güven; o inananlara, inanıp imanlarına zulüm/şirk karıştırmayanlaradır. Onlar doğru yoldadırlar.” (Enam, 82)

Zalimin Zulmü Yanına Kâr Kalmaz
Prof. Dr. Selahattin Yıldırım

Genel kabule göre adalet, eşyayı hak ettiği ve layık olduğu, zulüm ise bunun tam tersi olarak hak etmediği ve layık olmadığı yere koymak şeklinde tarif edilir. Rağıb el-İsfahani ise zulüm kavramını, zaman ve mekan unsurlarını da dikkate alarak daha kapsamlı bir biçimde şöyle tanımlamıştır: “Bir şeyi zamanından önce veya sonra, uygun olamayan yerde yapmaktır.” Bunun içindir ki geç gelen adalet, adalet değildir denmiştir.
Tabiinin büyüklerinden Hasan Basri’nin (ks) başından geçen şu acı olay konuya açıklık getirmesi bakımından çok ibret vericidir. Bir gün fakirin biri karnını doyurmak için Hasan Basri’den bir şeyler ister. O da ihmal edip fakirle ilgilenmez. Ertesi gün adamcağız mescidin bir köşesinde ölü olarak bulunur. Ölüm haberini alan ve çok üzülen Hasan Basri, hatasını telafi etmek için dirisiyle ilgilenemediği adamın ölüsüyle ilgilenip kefen alır ve defin işlemlerini yerine getirir. O gece rüyasında aldığı kefen yüzüne fırlatılır ve, senin birkaç metre bezine ihtiyacımız yok, diye azarlanır. Çok üzülen Hasan Basri, bu olaydan sonra hiçbir yardım isteğini geciktirmez.

Zulüm, Kalpteki Karanlıktır
Doç. Dr. İbrahim Baz

İnsanın her türlü haddi aşması ve zorbalığı olarak tanımlayabileceğimiz zulüm, kelime manası itibarıyla adaletsizlik ve karanlık anlamlarına gelmektedir. Adaletin zıddı olarak zulüm, yalnız hukuki bir boyuta sahip olmadığı gibi aydınlığın zıddı olarak karanlık anlamındaki zulüm de yalnız maddi bir boyutta değildir. Hem adaletsizlik hem de karanlık daha ziyade soyut ve manevi bir boyuta ve anlam derinliğine sahiptir. Esasında dışa yansıyan adaletsizlik ya da karanlık, içteki karalığın ve karanlığın yansımasıdır. Karanlık bir gecede, ayın aydınlığı nasıl ki güneşin varlığına işaret ediyorsa; bir insanın ya da bir toplumun zulmü de onun gücünden daha çok kalbinin karanlığına ve kalbinin kaybına delalet etmektedir. Bu nedenledir ki her türlü zulüm, kalbin karanlığına işaret eden ve onu gösteren birer aynadır. Eğer yaşadığımız şu dünyada zulüm bu denli artmış, mazlumların ahı duyulamayacak kadar bastırılmış, örtülmüş ya da kulaklar onu duymaz hale gelmişse, dünya ve insanlık kalbini kaybetmeye ve zulüm hüküm sürmeye başlamış demektir. İşte bu nedenledir ki sufiler, gerek toplumun ıslahı gerekse insanın irfani imarı için öncelikle kalbin eğitimine önem vermişler ve hatta tasavvufu bütünüyle kalp eğitimi olarak görmüşlerdir.


(Dosya yazılarının tamamı derginin EYLÜL, 2020 sayısında.)

Muhterem Müslümanlar; rivayet edildiğine göre Hazret-i Peygamber günün birinde ashabıyla birlikte oturuyorken onlara sorar:...

İnsanoğlu güvenlik içinde yaşamak ister. Bu çok temel ve zaruri bir ihtiyaçtır....

İlim ve irfan dergisinin 97. sayısı zulüm dosyasıyla çıktı. Dergi bu sayıyla birlikte 9. yılına girdi....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016