İLİM VE İRFAN | Nisan | 2019 | DİĞER YAZILAR
ORUÇ İBADETİYLE TAKVAYA ERMEK
PROF. DR. ALİ AKPINAR

Orucun farziyetini bildiren ayette yüce Rabbimiz şöyle buyurur: “Ey inananlar, oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, Allah’a karşı gelmekten sakınasınız diye size de farz kılındı.” (Bakara, 183)
Oruç, tevhid tarihiyle bütünleşmemizi sağlayan bir ibadettir. Zira oruç, bizden önceki ümmetlere de farz kılınmış bir ibadettir. Bizler oruç tutmakla, tüm tevhid ehliyle aynı yolda yani yüce Rabbin yolunda olduğumuzu ispat etmiş oluruz.
Oruç, aynı anda en kalabalık cemaatle eda edilen bir ibadettir. Şöyle ki oruç ayı Ramazan’da dünyanın dört bir yanında mü’minler bu ibadet içerisine katılırlar. Böylece milyonlarca mü’min aynı ibadetin içerisinde buluşmuş olur. Bunun için oruç ibadetinin fazileti ve sevabı pek çoktur.

AMELDE VE İBADETLERDE GÖSTERİŞ
DR. İBRAHİM TOZLU

Dil alimlerine göre riya/gösteriş; görmek, görülmek anlamına gelen Arapça ruyet kelimesiyle yakından alakalıdır. İnsanoğlu, yaratılışı gereği görülmek ve beğenilmek ister. Kur’an-ı Kerim’de bu bağlamda verilen bir örnek oldukça manidardır. Namazı terk etmeyi umursamayan, başka şeylerle meşgul olmayı öncelikli kılan, vakitlerine ve şartlarına riayet etmeyip gaflet içinde geçiştirivermek suretiyle namaz kılanlar gösteriş yapmakla vasıflandırılmıştır. (Bkz. Maun, 6) Burada gösteriş yapmak hepimizin bildiği gibi işin gözle görülen kısmıdır. İlk akla geleni budur. Bir de Resulullah Efendimiz riya yasağına dikkat çekerken işitme/işittirme anlamına gelen süm’a kelimesiyle meselenin önemine vurgu yapmış ve şöyle buyurmuştur: “İnsanlara gösteriş yapmak -riya- ve amelinin görülmesini duyurmak için -süm’a- amel işleyeni, Allah kıyamet günü insanlar önünde teşhir, rezil eder.” (Ebu Davud, Edeb, 35; Ahmed bin Hanbel, el-Müsned, XXIX, 539 (18011))

SALİH AMEL, SALİH KUL
DR. KÜBRA ZÜMRÜT ORHAN

Arapça bir kelime olan salihin sözlük anlamı; faydalı, iyi, doğru ve güzel olan, her türlü bozukluk ve yanlışlıktan arınmış, işe yarar; barışçı ve uyumludur. Bozuk, düzensiz -fasid-, kötü ve çirkin kelimeleri salih kelimesinin zıt anlamlılarıdır. Salih kelimesi dini bir terim olarak hem Allah’a ibadet ve taat hem Allah’ın kullarına faydalı olan işler hem de bu işleri yapan kimseler anlamına gelmektedir. Bir başka ifadeyle salih hem yapılan işi hem de bu işi yapan kimseyi nitelemektedir. Salih kelimesi, Kur’an-ı Kerim’de, bu iki anlamıyla yüz yirminin üzerinde ayette yer almaktadır.
Salih amel dendiğinde akla ilk gelen Allah’a kulluk maksadıyla yapılan ibadetler olmakla birlikte aslında bu kavramın muhtevası çok geniştir. Yapılmasında dinen bir sakınca bulunmayan her türlü eylem, Allah’ın rızası gözetilerek, iyi bir niyetle, dürüst ve doğru bir biçimde yapıldığında salih amel olmaktadır. İyi ahlaklı ve dürüst davranışlı kimseler olarak tanımlanan salihler, imanlarında, söz, fiil ve davranışlarında dosdoğru olan, hayır işleyip kötülüklerden sakınan, Allah’ın ve Peygamberin emir ve yasaklarına riayet eden ve salih ameller işleyen üstün ahlak sahibi kimselerdir. “İman edip salih ameller işleyen kimseleri elbette salihler arasına dahil edeceğiz.” ayetinde ifade edildiği üzere bir kimsenin salihlerden olabilmesi için iman ve salih amel sahibi olması gerekmektedir.

HAZRET-İ ŞUAYB VE ONU DİNLEMEYİP HELAK OLAN KAVİMLER
DR. MAHMUD ESAD ERKAYA

Hazret-i Şuayb, Medyen halkına gönderilmiş bir peygamberdir. Kur’an-ı Kerim’in ifadesiyle o, Medyenlilerin arasından seçilmiş, onların kardeşleri olan Şuayb’dir. Medyen ise Kuzeybatı Arabistan’da bulunan bir bölgenin ismidir. Burası aynı zamanda Hazret-i Musa’nın Mısır’dan çıktıktan sonra evlenip yıllarca kaldığı yer olarak da bilinir. Şuayb (as) Hazret-i Musa’nın kayınpederidir. Musa (as) Medyen’e geldiğinde burada Hazret-i Şuayb’in kızıyla evlendikten sonra sekiz veya on yıl onun yanında çalışmıştır.
Şuayb (as) uzun yıllar Medyen toplumuna yönelik tebliğ ve irşad vazifesini sürdürmüştür. Kavmine tatlı dil ve güzel bir üslûpla hitap ederek hak dine çağırmıştır. Onun tebliğ sürecindeki konuşmaları o kadar güzeldir ve tesirlidir ki bu sebeple o, hatibü’l-enbiya, peygamberlerin hatibi olarak anılmaya başlanacaktır.

GÜZEL NEDİR, NEYE GÜZEL DENİR?
MONA İSLAM

“Allah güzeldir, güzeli sever.” hadisini hepimiz biliriz. Bu ne demektir? Güzel nedir? Neye güzel denir? Güzeli sevmek doğuştan mıdır, sonradan mı edinilir? Allah nasıl güzeldir? Güzellik İlahi boyuttan bakılınca ne anlama gelir? Çok azımız güzellik üzerine ve güzeli sevmek üzerine düşünmüşüzdür. Daha azımız ise bu idrakle güzeli fark etmek, güzel görmek, güzelleştirmek, güzel söylemek ve güzel eylemek konusunda başarı gösteririz. Bilginin eyleme dönüşmesi gibi bir tutarlılık her konuda temel sorunumuz olsa da güzellik söz konusu olduğunda burada bilmekle eylemek arasındaki uçurum daha da derinleşmektedir. Her gün, evde, okulda, işte, sokakta, trafikte, devlet dairelerinde, çirkinlik her yanımızı kaplıyor ve maalesef biz ona razı oluyoruz. Somut durumumuz bizim güzellik hakkında pek de bilgili, görgülü olduğumuzu göstermiyor. Oysa, güzel olan ve güzeli seven Allah’ın esması ile yüklenen insan fıtratı, çirkinlikle mutmain olamamalı. Allah sadaka verdiğimizde beğenmediğimiz/çirkin bulduğumuz şeylerden değil güzel ve iyi olanlarından vermemizi emrediyor. Demek ki sadakanın, belki de Allah’a sadakatin güzellikle bir ilgisi var. Bu güzelden verme davranışı neden tüm eylemlerimiz için bir ilke teşkil etmesin? Her işi besmeleyle yapmak dinin bir emri olsun da Allah’ın ismiyle başlanan bir işte güzellik arayışı neden lüks kabul edilsin? Sahi, biz neden bir söylemin/eylemin haklı olup olmadığına bakarken onun güzel olup olmadığını sormayı unutuyoruz? Güzelliğe, estetiğe ilişkin talepler, bir şeyi yararlı olması bir tarafa sırf güzel olduğu için istemek, neden insanın fıtratı/doğası değil de bir üst sınıf durum, lüks ya da ona sıra gelene kadar durumunu ifade etsin? Güzelliğin insan ruhuna yararı neden fark edilmesin?

KIRKAMBAR
M.NEZİHİ PESEN

Eşrefoğlu Rumi Hazretleri Müzekki’n-Nüfus adlı eserinde nefsleri tedavi yollarını işaret etmektedir. Nefs-i emarenin tedavisi için şu reçeteyi yazar: Hastaları ziyaret et, cenaze namazı kıl, kabir ziyaretinde bulun.
Aynı eserde, Eşrefoğlu Hazretleri, Zahid Hatim’den şu hikmetli sözü nakleder: Her kim cenneti umuyorsa fakirlerle buluşsun, zira onlar cennetin beyleridir.

AĞACI OLMAYANIN MEDENİYETİ OLMAZ
KEMAL ÖZER

Şüphe yok ki, kainat akıl sır erdiremediğimiz bir ahenk içinde yaratılmış. Börtü böcekten dağa taşa, kurt kuştan fil gibi cüsseli hayvanlara, derelerden okyanuslara, minicik çiçeklerden devasa ağaçlara sayısını bilmediğimiz ve bilemeyeceğimiz kadar nimet.
Nimetlerin çokluğu, çeşitliliği, mahiyetleri insanın akıl muvazenesinin kaldırabileceği bir şey değil. Kocaman kabağı bitiren uzun gövdeli bitki son baharda ölürken, zeytin ağacı tam 4, hatta 5 bin yıl hayatta kalabiliyor. Bazı türler bir metreyi geçemezken, Sekoya ağacı 100- 120 metreye çıkıp bin yıl yaşayabiliyor. Cami avlularına, köy veya mahalle meydanlarına dikilen çınarlar, bir yandan bin yıl ömür sürerken, diğer yandan çevrenin kötü enerjisini emerek insanları rahatlatır. Camilere veya binalara yıldırım düşmesini engelleyerek paratoner görevi dahi gören çınarlar, Osmanlı ile anılacak şöhrete sahiptir.

(Yazıların tamamı derginin 80. sayısında.)

GÜLBAHÇE ÇOCUK EKİ

İlim ve İrfan dergisi Gülbahçe Çocuk ekinde,
Arif Dede
Cesur Küçük
Melih Tuğtağ
Betül Nurata
Ahmet Demir
Seval Şahin Cevizci
Yazı ve çizgileriyle yer alıyor.

Aziz kardeşlerim, babam Şeyh Hazretleri buyuruyordu ki: “Hazneviye-Nakşibendiye tarikatı...

Ömür dediğimiz şey, başlangıcını ve bitişini tayin edemediğimiz bir zaman dilimini ifade eder....

İlim ve İrfan dergisinin Nisan sayısı (sayı: 80) “Ahiretin tarlası olarak dünya” dosya başlığıyla çıktı....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016