DOSYA | Aralık | 2012 | AYIN KONUSU | Okunma: 2465
Dünya fanidir.

Ağaçların yaprak dökmesi, insanların ölmesi, gidenlerin gelmemesi bize bu hakikati hatırlatıp duruyor: Dünya fena yurdudur.

Dünya fanidir.

Kendisine gönül verene vefa göstermez, ardından koşanı bir türlü huzura kavuşturmaz. Fakiri bir türlü, zengini öbür türlü dertli kılar.

Ama yine de dünyaya aldanırız. Onu kalıcı bir yurt, vefalı bir dost sayarız.

Nebiler, onların varisleri olan alimler ve sufiler bize dünyanın fani olduğunu hatırlatmak için gelmişlerdir. Onlar ahiret yurduna, kalp alemine, yüce hakikatlere adanmış bir hayat yaşadıkça, biz de bu adanmışlıktan etkilenir ve onlara kulak veririz. Anlarız ki onlar bize gerçek yurdumuzdan, öğrenip de unuttuğumuz gerçeklerden haberler vermektedir. Onları dinledikçe, elimizden, elbisemizden dünyayı yıkamak kolaylaşır.

Dünya bir imtihan yeridir, aldanmamak icap eder. Ama aynı zamanda bir imkan yeridir de. Ahireti ancak dünyadayken kazanabiliriz. Dünyada ektiklerimizi ahirette dereriz. Dünya ile kavgalı olmak ona haksızlık yapmamızı gerektirmemeli. Çünkü amel yeri dünyadır, ahiret değil. Çünkü dünya, aynı zamanda ahiretin tarlasıdır.

...

AHİRETİ İSTEYENİN DÜNYA AYAĞINA GELİR
M. SELİM HAŞİMOĞLU

Bir adam Resulallah’a (sas) gelip, “Ya Resulallah bana bir amel göster ki onu yaptığımda beni hem Allah hem de insanlar sevsin dediğinde, “Dünyaya rağbet etme ki Allah (cc) seni sevsin, insanların elindekilere rağbet etme ki insanlar seni sevsin.” buyurmuştur.

Yine Resulullah (sas) şöyle buyurdu: Dünyada zahit olan (ona rağbet etmeyen) birini gördüğünüzde ona yaklaşın çünkü ona hikmet verilir.”

Ammar b. Yasir, Resulullah’ın (sas) “Dünyada ebrar, zühd gibi yüce başka bir şeyle süslenmemiştir.” dediğini duydum demiştir.

Ömer b. Hattab, “Dünyada zühd hem bedenin hem kalbin rahatıdır.” buyurmuştur.

Fudayl b. İyaz, “Bütün şerler bir eve konulup anahtarı dünya sevgisi kılınmış, bütün hayırlar bir eve konulup anahtarı dünyada zühd kılınmıştır.” buyurdu.

Hasan Basri (ra) çoğunlukla şöyle diyordu: Ey gençler ahireti talep edin.  Ahireti talep edenlerin onu çoğunlukla dünya ile birlikte elde ettiklerini gördük, ama dünyayı talep edip de dünya ile birlikte ahireti elde eden hiç kimse görmedik.

Vehib el-Mekkî: Dünyada zühd ondan kaybettiklerine üzülmeyip elde ettiklerinle de sevinmemektir, buyurdu. 

...

KALP DÜNYAYA ESİR OLMAMALI
HAMZA S. TOPRAK

Tasavvuf yolunun temel kaynaklarından olan Ebu Talip el-Mekkî tarafından telif edilen Kûtu’l-Kulûb adlı eserde, zühd makamına ve zahidlerin hallerine ayrı bir bölüm ayrılmıştır. Bu kitapta âlimlerin zühdü nasıl tarif ettiği de ifade ediliyor:

Yahya bin Muaz’a (ks) insanın ne zaman zahid olacağı sorulunca, şu cevabı vermiştir: İnsanın dünyayı terk etme hırsı, dünyayı talep edenin hırsına ulaşınca zahid olur. Süfyan es-Servi Hazretleri, “Zühd, kısa emeldir.” buyurmuştur. Ebu Süleyman Darani (ks) der ki: “Dünya, seni Allah’tan meşgul eden her şeydir. Zühd, her şeyi bırakıp kendini Allah’a vermektir.”

Yine tasavvuf yolunun büyüklerinden Ebu’l-Leys Semerkandî (ks), Tenbihü’l-Gafilin adlı eserinde “Dünyaya Aldanmamak” başlığıyla dünyanın değerini ve zühdün esaslarını anlatmıştır. Bu esere göre; Yahya bin Muaz demiştir ki: Hikmet semadan kalplere iner. Ancak kalbinde şu dört şey bulunanlarda hikmet duramaz: Dünyaya meyletmek; yarın ne olacak tasasına düşmek; kardeşine haset etmek; mevki-makam sahibi olmayı istemek. Hikmet ehli bir zat da, “Zühd üç şeyden ibarettir: Dünyanın ne olduğunu bilmek ve sonra onu terk etmek; Mevla’ya hizmet etmek, sonra da edepli olmak; ahirete iştiyak duymak, sonra onu istemek.” buyurmuştur.

...

DÜNYA ARİF İÇİN BİR AYNADIR
AHMET BİRLER

Sufilerin, dünyaya uzak durmak gerektiğini söylemeleri, dünyayı bütünüyle terk etmeleri anlamına gelmediği gibi, dünyayı boş ve abes görmelerine de yol açmaz. Sufi dünya ile kavga yapar ama bu kavga bir süreliğinedir. Dünyanın dış ve çirkin kabuğunu kırdığında, dünyanın manasına nüfuz ettiğinde ondaki imkanları görecektir çünkü.

Burada şöyle bir süreç vardır: Sufi, önce dünyayı terk eder. Dünyayı kalbinden, gönlünden çıkarır, onunla olan gönül bağlarını keser, dünyadan yetim kalır. Bu gerçekleştiğinde dünya karşısında özgürleşmiş olur. İşte bu özgürleşme ona, dünyayla yeniden barışma hakkı verir. Böylece o da, artık kalbinden çıkardığı dünyaya başka bir gözle, ibret, hikmet ve marifet gözüyle bakmaya başlar.

Hz. Musa’nın (as) asası örneği gibi. Hz. Musa’nın asası bazı sufi müelliflerce dünya olarak veya nefs olarak tasvir edilir. Hz. Musa, İlahi emir gereği onu elden çıkardığında, onu değersiz bir şeymiş gibi yere attığında, onun gerçek tabiatıyla, yılan gibi zehirli tabiatıyla karşılaştı. Bunu gördükten sonra artık onu tanımış olduğu için yeniden onu eline alma hakkına sahip oldu. Eline aldığında ise o eski asasıydı artık.

İşte sufi yolun başında dünyayı kalbinden çıkartır, ona karşı soğur, ondan ruhen uzaklaşır. Bunu yaptıktan sonra onu yeniden eline aldığında artık o kendisine zarar vermeyecektir. Aksine onunla, tıpkı Hz. Musa’nın asasıyla yaptığı gibi yararlanacaktır. Dünya artık kendisine hizmet etmeye başlayacaktır. Nitekim bir hadis-i kudside, Allah Teala şöyle buyurur: “Ey dünya! Bana hizmet edene sen de hizmet et!”

...

İNSANIN DÜNYAYLA İMTİHANI
SELAHATTİN YILDIRIM

Dünya bir imtihan alanı, dünya malı da en büyük imtihan vesilesidir. Bir mü’minin dinine gelecek en büyük zarar kaynağı mal ve makam hırsıdır. İblisi şeytanlaştırıp cennetten kovarak isyan denizinde boğan günah kibir, Hz. Adem’i cennetten uzaklaştırıp bela ve mihnet yeri olan dünyaya indiren şey ise hırs olmuştur. Abdullah ibn-i Ömer’den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: Nuh aleyhisselam bir gün şeytanla konuşurken şeytan şöyle demiştir; Ey Nuh! Ben cenneti kibrim sebebiyle kaybettim. Benden sonra Adem de cennetten çıkartıldı.  O da hırsı yüzünden cenneti kaybetti. İnsanlar üzerindeki emellerimi hırs vasıtasıyla gerçekleştiriyorum. Bunun içindir ki, peygamberimiz, ümmetini özellikle kibir, hırs ve haset gibi üç kötü hasletten sakındırmış ve şöyle buyurmuştur: “Kibirden sakının çünkü iblisin Adem’e secde etmesini kibir engelledi. Hırstan da sakının çünkü Adem’in yasak ağaçtan yemesine hırs yol açtı. Hasetten de sakının zira Kabil Habil’i haset yüzünden öldürdü.”

(Dosya yazılarının tamamı İlim ve İrfan Dergisi Aralık 2012 sayısında...)

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun....

Bundan tam yedi yıl önce yine bir Eylül ayında yayın hayatına başlayan İlim ve İrfan Dergisi,...

Eylül, 2012’de yayın hayatına başlayan İlim ve İrfan dergisi 8. yılına girdi....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016