İLİM VE İRFAN | Ağustos | 2014 | AYIN KONUSU | Okunma: 1387
Aile, hayatın başladığı ve bittiği yerdir. Gözlerimizi açtığımızda bizi, gülen gözleriyle annemiz, babamız, sevenlerimiz karşılar; kapattığımızda geride gözleri yaşlı ve kederli bir topluluk bırakırız.

Hayat ve ölüm arasındaki ince ve uzun çizgide hep ailenin içinde yoğruluruz: Acılar, kederler, sevinçler, hüzünler. Aile kurmak yeni bir dünya kurmaktır. Bu yeni dünyanın şartlarını, havasını, iklimini hep saadet, huzur, mutluluk kumaşıyla oluşturmak, dokumak isteriz. Bu kumaş, bize insanlığımızı, Müslümanlığımızı temin eder veya insanlığımızla, Müslümanlığımızla bu kumaşı, bu iklimi biz temin ederiz.

İlk vahiy geldiğinde Hatice’sine koşan bir Peygambere iman ediyor; kocasına peygamberlik verildiğini duyduğu andan itibaren bütün ömrünü O’na adayan bir hanımı annemiz biliyoruz.

Hazret-i Ali Efendimizle Hazret-i Fatıma annemizin göklerde kıyılan mübarek nikahlarından ve kutlu hayatlarından kareler düşüyoruz günümüze, gönlümüze. Bir dede ve O’nun cennetin efendileri torunları. Hep o saadet, hep o mutluluk, bütün hayat iklimimize cennet kokusu yaymaya yetiyor.

Ve bugünün dünyası… Yıpratıcı, yok edici, ayrıştırıcı, isyankar, tehditkar, sonu felaketlere, uçurumlara giden hayatlar. Aile, acıları eritmek, hüzünleri yok etmek, kederlere son vermek; sevinçleri çoğaltmak, hayatı paylaşmak için bir merkez. O da içten, o da değerlerinden koparsa, o da dağılırsa, geriye insanı teselli edecek ne kalıyor? İnsana bir yuvanın sıcaklığını verecek ne kalıyor?

Hangimizin şefkate, merhamete, affedilmeye, sahiplenilmeye, gözyaşlarımızı akıtacak bir kucağa ihtiyacı yok ki? Hangimiz, kendimizi büyük İslam ailesinden dışarıda tutabiliriz ki? Hangimiz babasız, annesiz, dedesiz, ninesiz, rahmetsiz, merhametsiz, şefkatsiz büyümeyi göze alabilir ki?

Sabah, hanımı ve çocukları Allah’a emanet ederek evden çıkmanın huzurunu; akşam eve dönünce gözleri parlayarak adeta üzerinize atlayan minicik ellerin sıcaklığını hangi maddi güç verebilir? Bet ve bereket ailenin temel kavramıdır; bereket, ailenin ve insanın özüdür; ömrümüz de, hayatımız da aile saadetinin oluşturduğu bollukta, berekette anlam bulmaktadır.

Adem babamızla Havva annemiz ilk aileyi kurarak insanlık hayatına adım atmadılar mı? Büyüklerimize hürmetin, küçüklerimize şefkatin kuşaktan kuşağa aktığı, bir aile huzuru içinde varlığımız anlam kazanıyor. Modern çağ aileyi yıpratır; İslam her gün yeniden kalbimizi, ailemizi, hayatımızı kuşatır, yapar, inşa eder. Biz bu ailenin kalbine, huzuruna inanıyoruz; çünkü o bizim son kalemiz! MODERN TAHRİBATLARA KARŞI SON KALE: MÜSLÜMAN AİLE
AHMET BİRLER

Modern çağlarda yaşanan en önemli değişimlerden biri Müslüman aile yapısında oldu. Bireyci, hazcı, kutsalla irtibatı koparılmış modern insan, yoluna devam edebilmek ve başladığı dünyevileşme sürecini tamamlayabilmek için ailede bir ameliyat yapma ihtiyacı duydu. Aile ona kurtulmak istediği ne varsa onları hatırlatıyordu. Bunlardan kurtulabilirse tamamen özgürleşecekti.

Nelerdi Müslüman ailenin ana unsurları? Müslüman aile niçin dünyevileşmenin önündeki ana engel olsundu ki? Müslüman ailenin ne gibi özellikleri vardır ki modernizm onu tahrip etmek istemiş olsun? Bunlardan başlıcalarına yakından bakalım:

Mahremiyete saygı
Öncelikle mahremiyet. Müslüman aile mahremiyet ekseni etrafında şekillenir. Dışarıya ölçülü bir şekilde kapalı olduğu gibi, dışarıdaki mahrem alanlara ve başka evlere karşı da saygılıdır. Müslüman ev modeli bu mahremiyet esas alınarak inşa edilmiştir. Yüksek duvarlarla tahkim edilmiş bir avlu (Anadolu’da buraya çok manidar bir biçimde “hayat” da denir) içerdeki hayatı gözlerden saklar ama bir yandan da evin tesettürlü kadınlarına, yabancı gözlerden uzak bir şekilde serbestçe, ev haline uygun olarak hareket etme imkanı tanır. Bugün çocukların apartman dairelerinde haklı olarak bunalmalarına karşın, o günün çocukları, avludaki ağaçları, ağaçlardaki salıncakları, avludaki evcil hayvanları ve bilumum eşyayı kullanarak gün boyu sıkılmadan, temiz havada oynayabilirdi.

Bu mahremiyete dikkat sayesinde, evin ve mahallenin huzuru daha az bozulur, iffeti korumak her anlamda daha kolay olurdu. Bugün ise evlerimizi dışarıdaki yabancı gözlerden korumayı sağlayamaya çalışsak bile, gözlerimizi yabancı hayatlardan koruyamıyoruz. Çünkü evlerimizde televizyon var. Televizyondan evimize her gün yüzlerce hayat, binlerce yüz, mahrem-namahrem demeden giriyor, bizi etkiliyor, dönüştürüyor. EVİMİZİ CENNETE DÖNÜŞTÜRMEK MÜMKÜN
MUHAMMED EMİN YILDIRIM

Arapça sözlüklerimiz gerek aile kelimesine, gerek usre kelimesine birçok anlamlar verirler. Bu anlamlardan bir tanesi şudur; Aile, birbirlerini tartan, dengeleyen terazinin iki kefesidir. Biri yeterli ağrılıkta olmazsa, diğerini dengeleyemeyen, dolayısıyla itidali bozan bir durumdur. Bir başka tanıma göre, biri olmazsa, diğeri ayakta duramayan, biri diğerine destek olan bir yapıdır. Üsreye gelince, onun için verilen en güzel anlamlardan biri, dışarıdan gelen saldırılara karşı giyilen zırhtır. Bu tanımlardan yola çıkarak, aile ne demektir, sorusuna, aile; dengeyi sağlayan terazi, yapıyı koruyan destek ve saldırılara karşı giyilen zırhtır, diyebiliriz. Bu tanımlar aile kurumunun değer ve kıymetinin ne olması gerektiğini bizlere telkin etmektedir.

Eğer böyle bir bilinçle aileler oluşturulursa dünyadaki cennetler bizlerin evleri olacak, cennetin kokusu evlerimizden topluma doğru yayılacaktır. Unutulmamalıdır ki, mü’mine dünyada, ahiretteki cennet yok; böyle bir cenneti araması boşunadır, ama mü’mine dünyada, cennetin kokusunu duyacağı yerler vardır. Arafat, Ravza-i Mutahhara, Uhud, salihlerin ve alimlerin meclisleri gibi... Elbette salih ve saliha eşlerin oluşturduğu bir yuva da dünyadaki cennetin şubelerinden biri olacaktır. Evlerimizi cennet şubeleri kılmak için Asr-ı Saadet dediğimiz o güzel dünyada kurulan haneleri ve o evlerin sakinleri olan sahabe efendilerimizi çok iyi tanımamız gerekiyor. Evlerimizin iklimini, saadet asrının iklimine dönüştürmeye vesilesi olması için, o günün dünyasında farklı bir konumda olan bir evin kuruluş sürecinden bahsetmek istiyorum. O ev, Ehl-i Beyt'in kökü olan Hazret-i Ali ile Hazret-i Fatıma'nın evidir.

HAKİKAT AİLESİNİN BİR FERDİ OLMAK
DOÇ. DR. AHMET ALBAYRAK

Bütün yakınlıklar Allah’tandır. Yine bütün yakınlıklar Allah’a aittir. Kalplerimiz Allah’ın elinde ise sevdirip yakınlaştıran da O’dur; nefret ettirip uzaklaştıran da. Bizler için önem arz eden nokta, ezelde yani ervah âleminde Allah ile abd arasında sebkat eden ahde vefaya, bir başka ifadeyle kurb-ı mesafe’ye yakınlığımızı sürdürebilme gayretimizdir. Yine bütün yakınlıklar Allah’a doğrudur; ruhumuzdaki ruh’un keşfine doğru seyretmektir. Rabbimize olan manevi yakınlığımız kurb-ı Hüda’dır; Hak ile kul arasında araçların bulunmaması veya az olmasıdır; Hakk’ın taatına, tevfikine ve inayetine yakın olabilmektir. Bu süreçte kul Rabbine yakın olduğu gibi Rabbi de kuluna yakın olur, ta ki “kabe kavseyni ev edna”ya kadar… (Necm, 9)

Beliğ’in, “Duası ehl-i kurbun reddolunmaz dergah-ı Hak’ta” mısraında buyurduğu gibi bu yakınlık, İlahi nazların yaşanabileceği bir rü’yet makamıdır.

Gerçek akrabalık ilişkileri ancak bu düzeylerde yaşanabilmektedir. Dünyevi düzlemde aile ve akrabalık ilişkilerimizi soy üstünlüğü yapmadan böyle yüce bir perspektiften değerlendirebilsek aile fertlerinin, hısım ve akrabalarımızın yakınlıklarına şahit olabileceğiz. Aile ilişkilerimizin zemini Hak ve hakikat olmalıdır ki, aile, insan gibi insan olanların ocağı olsun. İnsan olmanın yüksek değerini barındıran ailelerden oluşan akrabalık ilişkileri, ortak ideallerin gerçekleşmesine zemin hazırlayacaktır.

Aile, bir irfan meclisi olmalıdır. Ailenin her bir ferdi bu meclisin arifi gibidir. Bir başka ifadeyle arifler meclisleri aslında gerçek ailelerdir; ailemiz için modeldir onlar.

Ailemizde Rabbimizin rahmet esintilerini gönlümüz ve ruhumuzla hissedebilmeliyiz ki yuvamız bir cennet köşesi olabilsin.

(Dosya yazılarının tamamı İlim ve İrfan dergisi Ağustos (2014) sayısında.)

Allah’ın selamı rahmeti ve bereketi üzerinize olsun....

Bundan tam yedi yıl önce yine bir Eylül ayında yayın hayatına başlayan İlim ve İrfan Dergisi,...

Eylül, 2012’de yayın hayatına başlayan İlim ve İrfan dergisi 8. yılına girdi....

İRFAN BASIM YAYIN DAĞITIM SAN. VE TİC. LTD. ŞTİ.
Zeyrek Mahallesi Ömer Efendi Sokak No: 17/A | Fatih / İstanbul | Telefaks: 0(212) 694 98 98
Copyright © 2012-2016